Yazan: Reinhard Bütikofer (Yeşiller’in Avrupa Parlamentosu üyesi  ve ABD ve Çin ile ilişkiler sözcüsü)
Çeviren: Sema Alpan Atamer

ABD seçimleri sona erdi ve Joe Biden seçilen Başkan. Ancak Donald Trump’ın yenilgisi bir heyelan olmanın ötesindeydi. ABD iç siyasetinde ileride hangi mücadeleler var? Biden-Harris yönetimi transatlantik ilişkiler için ne anlama gelecek? Beyaz Saray’dan ortaya atılan iklim reddi varken, dünya ABD’den iklim konusunda ne kadar bir şeyler beklemeli? Yeşiller Avrupa Parlamentosu Üyesi ve Avrupa Yeşiller Partisi Sözcüsü Reinhard Bütikofer ile ABD ve Çin ile ilişkiler ve Atlantik’in her iki yakasında seçimin ne anlama geldiğini konuştuk.

Green European Journal (GEJ): Bu ABD seçimleri bize tırnaklarımızı yedirtti. Biden için toprak kayması olmanın ötesindeydi ve birçok eyalette çitlere kadar indi. Bu bize ABD’nin durumu hakkında ne anlatıyor?

Reinhard Bütikofer: Gerçekten, o bir tırnak yedirenin tırnak yedireni idi. Günlerce oy sayımının ardından, Biden’ın zaferi ilan edildi. Trump’ın sonuçları kabul etmeyi reddetmesi, olayların gidişatını değiştirmeyecektir. Kuşkusuz, son derece önemli bir zaferdir. Bu beni memnuniyetten de öte, rahatlattı, yeni umutlar dolayısıyla sevindirdi.  Ama aynı zamanda zayıf bir zafer. Trumpizmin kalıcı olduğunu inkar edemeyiz. Trump, şimdiye kadar herhangi bir Cumhuriyetçi adayın sahip olmadığı 70 milyondan fazla oy aldı. Bu, onu Amerikan başkanlık seçimleri tarihinde -Biden’ın hemen arkasında- en çok oy alan ikinci kişi yapıyor. Trump’ın savunduğu şeyin, Amerikan ana akımının bir parçası olduğu iddiasına istikrar kazandırıyor.

[…] Son derece önemli bir zaferdir […] Ama aynı zamanda zayıf bir zaferdir. Trumpizmin kalıcı olduğunu inkar edemeyiz.

GEJ: Trump neyi savunuyor?

Trump, yozlaşmış şirket çıkarları, dinci sağın aşırı ve paranoyak kesimleri ve özellikle kırsal kesimde son derece hoşnutsuz işçi sınıfından vatandaşların güçlü bir unsuru arasında imkansız bir koalisyonu kurmayı başardı. Bu yeni, güçlü ve tehlikeli koalisyon; bir yandan popülist biçimde bataklığı kuruttuğunu iddia ederken, diğer yandan bataklığı hayal gücünün ötesinde derinleştiriyor ve suluyor. Trump, Cumhuriyetçi Parti üyelerini piyadeleri gibi komuta ederek, Cumhuriyetçi Parti’yi bir Trump hareketine dönüştürdü. Bu, siyasi hırsı olan hiçbir Cumhuriyetçinin önümüzdeki yıllarda bu siyasi gücün desteği olmadan başarılı olamayacağı anlamına geliyor.

GEJ: Yeni Biden yönetimi için bu ne anlama geliyor?

Cumhuriyetçilerin – özellikle senatodaki çoğunluklarını elinde tutuyorlarsa – tıpkı Obama’nın başkanlığının ilk gününden itibaren olduğu gibi tamamen engelleyici olmalarını bekliyorum. Korkarım ki, Biden’ın köprüler inşa etme retoriğinin bir parçası sadece  bununla baş etmeye gidecek. Aslında bu retorik, kampanya sırasında görece sadece küçük bir başarı getirdi. Bir ankete göre, Biden seçmenlerinin yalnızca yüzde 19’u, uzlaşma söylemine inandıkları için onu destekledi. Mesajı yankı uyandırdı ve bu bakımdan son derece önemliydi. Demokrat Parti, bu kampanya sırasında olduğu kadar neredeyse hiç birleşmedi. Biden, Demokratların katılmamayı sevdiği birçok konuda net bir tavır almadı ve bu da birlik olmalarına yardım etti. Demokrat Parti’deki ılımlı ve daha liberal kanatları arasındaki çatışma, şimdiden tekrar su yüzüne çıkmaya başladı.

Biden, ilk günden itibaren topal bir ördek olma tehlikesiyle karşı karşıya. Acımasız bir Cumhuriyetçi muhalefet  ile iç Demokratik çelişkilerin karalamaları arasında kalabilir.  

Biden, ilk günden itibaren topal bir ördek olma tehlikesiyle karşı karşıya. Acımasız bir Cumhuriyetçi muhalefet  ile iç Demokratik çelişkilerin karalamaları arasında kalabilir.  Büyük federal borç yükü ve çok muhafazakar bir Yüksek Mahkeme, siyasi alanını sınırlayacaktır ve bu durumda büyük yasama planları bir çıkmazla karşılaşabilir. Politika yapması, yasama organındaki çoğunluktan ziyade daha çok yürütme eylemine dayanmak zorunda kalacaktır. Ancak Biden, sadece söylemde değil, gerçekte de Amerikan toplumunda yeni bir yakınlaşmanın temelini oluşturmak için yürütme eylemlerini kullanabilecek mi? Ona yüzde 90 oy veren siyah kadınlar gibi, onu zafere taşıyan seçmenleri hayal kırıklığına uğratmadan, kırsaldaki Trump seçmenlerinin bazı endişelerini halletmekte başarılı olacak mı? En kötü ırkçı, kadın düşmanı içgüdülerinin izinden giden ve umutsuzluk ve demagojinin bir karışımı tarafından yönlendirilen Trump seçmenlerine yeni bir umut ışığı veremezse; saygı görmenin ve tanınmanın başka bir yolu olabileceğini onlara gösteremezse; o zaman derin bölünmelerin üstesinden gelebileceğini sanmıyorum. “Çevre yolunun (Beltway) içinde” kırsal bölgeler ile büyük şehirler arasındaki bölünmelerin layıkiyle ele almasını sağlamak özellikle zor olacaktır. Bunların hepsi üstesinden gelinemez görünüyor, ama Biden’ın önünde duran şey de bu. Umarım, güçlü taban hareketleri ona bu konuda yardımcı olur.

GEJ: Bu seçimin gerçek kazananı kim?

Kazananlardan biri kesinlikle Stacey Abrams. O, iki yıl önce Georgia valiliği için kıl payı yenilgiye uğramış, henüz elli yaşında olmayan, Yale eğitimli siyah bir avukat. Ancak pes etmek yerine Adil Mücadele Eylem Grubunu örgütlemeye ve 800.000 yeni Demokrat seçmeni kaydetmeye devam etti. Bu tescil işlemi, Georgia’daki geri dönüşün temelini oluşturdu. Bu, Amerikan siyasetinin yenilenmesinin tabandan büyümesi gerektiğinin bir işaretidir; Washington veya Beltway’den tasarlanamaz.

Stacey Abrams Atlanta’da konuşurken.ELIJAH NOUVELAGE/AFP VIA GETTY IMAGES

Trump’ın başkanlığı sırasında transatlantik ilişkiler bir dağ treni (rollercoaster) sürüşü  gibi inişli çıkışlı oldu. Bu ilişki bir Biden yönetimiyle nasıl ilerleyecek? Bazı Avrupa başkentleri kayıtsız görünüyor.

Kayıtsızlık cehenneme gitmenin en uygun yoludur. Açıkçası, Biden daha hoş bir yaklaşım getiriyor. Ortaklığa ve ittifaka değer veriyor. Ayrıca dinlemeyi de biliyor. AB birliğinin destekçisi. Ama bahsettiğim gibi, yurtiçindeki durumu onu kısıtlayacak. Tamamen başarısız bir başkan olmak istemiyorsa, ilk önce Amerikan iç meseleleriyle ilgilenmek zorunda. Dış politikaya ayırabileceği enerji ve ilgi düzeyi sınırlı olacaktır. Ve dış politikaya göstereceği her ne ilgi varsa, Hint-Pasifik bölgesine yoğunlaşacaktır. Transatlantik ilişkiler gündeminde bir numara olmayacak. Biden, Avrupa’nın kendi güvenliğini artırma ve istikrara kavuşturmada daha güçlü bir rol oynamasını bekleyecek. Belki Avrupa’yı NATO üyelerinin üzerinde anlaştığı yüzde iki savunma harcaması hedefini tutturmaya çağırması konusunda Trump kadar ısrarcı olmayacak; ama Avrupa’nın daha fazlasını yapması konusundaki talebini gevşetmeyecek.

Ticaret meseleleri de kolay olmayacak. Daha fazla tırmanmasından kaçınabilir, ancak Biden’ın, örneğin, Avrupa alüminyum ve çeliğine uygulanan yasadışı tarifeleri yakın zamanda kaldırmasını beklemiyorum. Trump’ın uygulamaya koyduğu ticaret politikası, Demokrat seçmenlerin ilgili bir kesimi arasında oldukça popüler. Sadece bir yıl önce Amerikan sendikası AFL-CIO’nun başkanıyla konuştum ve bana Trump’ın ticaret politikasını anlatırken gözleri parladı. Bu gerilimler öylece ortadan kalkmayacak. Ya da İran politikasına bakın: Biden yönetiminin İran anlaşmasını eski haline getirmek için çok fazla siyasi yatırım yaptığını görmüyorum. Önemli bir tersine dönüşü göreceğimiz yer, Paris İklim Anlaşmasıdır. Biden, ABD’yi Paris Anlaşması’na geri getireceğine söz verdi ve aynı zamanda Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’nden ayrılma kararını da tersine çevirme olasılığı yüksek. Bu iki cephede, ABD ile verimli işbirliği için yeni fırsatlar olacaktır.

GEJ: Biden’ın ABD’yi Paris iklim anlaşmasına geri getirmesi, transatlantik iklim işbirliğini nasıl güçlendirebilir?

ABD’yi Paris Anlaşması’na geri getiren Biden’ın sembolik önemi büyük. Küresel iklim hareketi için büyük bir zaferdir ve beş yıl önce varılan temel iklim konsensusunu güçlendirir. Ancak pratik anlamda ne anlama geleceğini göreceğiz. Biden’ın iddialı iklim planlarını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği yasal çoğunluklara bağlı ve tablo pek de iyi görünmüyor. Ancak, iklimin ilerlemesi için iki yol daha olabilir. İlki, yerel iklim işbirliği. Biz Yeşiller, Washington DC’nin ötesinde iklim politikası konusunda, örneğin bölgeler, federal eyaletler ve metropoller arasında önemli bir işbirliği alanı olduğunu uzun zamandır tartıştık. Almanya’nın Baden-Württemberg eyaleti, Kaliforniya ile çok başarılı bir iklim işbirliği gerçekleştirdi. Bu Under2 Koalisyonuna artık 100’den fazla bölge dahil. Biden başkanlığı bu tür bir işbirliğini teşvik edebilir ve engel olmaz. İkinci yaklaşım tabii ki idari eylemler ve ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) kurallarına sıkı bir şekilde uyulmasını sağlamaktır. Trump, şirketlerin fosil {yakıt] çıkarlarına ve diğer kirletenlere beklenmedik bir heyecan yaşatmak için kuralların içini boşaltmış veya yeniden yorumlamıştı. Bunun tersine çevrilmesi ve kuralların tekrar yerine getirilmesi gerekiyor.

ABD’yi Paris Anlaşması’na geri getiren Biden’in sembolik önemi büyük.

GEJ: Transatlantik ilişki, Avrupa’nın da bir önceliği mi? Ne de olsa Avrupa’da, Avrupa egemenliği, özerkliği ve bağımsızlığı konusunda devam eden tartışmalar var.

Avrupa’nın daha fazla stratejik becerilere ihtiyacı var. Ancak Avrupa özerkliği, otarşi veya egemenliğinden, her ne denirse, söz etmek; çoğunlukla boş bir umuttur. Ona dürüstçe bakalım. Kulağa hoş gelen sözler dışında ne anlama geliyor? Özerkliği ciddiye almak, Avrupa’nın, güvenlik riskleri de dahil olmak üzere varsayımsal tehditlere ve risklere karşı koymak için Amerika Birleşik Devletleri ile ortaklığa güvenmeksizin kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerektiği anlamına gelir. Böyle bir hedefi gerçekleştirmek için, GSYİH’nın yüzde ikisinin çok üzerinde savunma harcamasına ihtiyacımız var. Önümüzdeki 20 yıl için GSYİH’nın yüzde beşi bile yeterli olmayacak. Bu tam olarak gerçekdışı. Ve bu neden bir hedef olsun ki? Avrupa Projesinin doğasına aykırı değil mi? Avrupa, işbirliği ve bağ kurma ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Egemenlik ve özerkliği yeni kutup yıldızı yapmak, bu yönelimi temelden değiştirecektir. Avrupa’nın gücü, benzer düşünen ortaklarla işbirliği yapmakta, çok taraflılıkta ve uluslararası hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda ısrar etmekte yatmaktadır. Üçüncü bir süper güç olmaya çalışmakta değil. Dediğim gibi Avrupa’nın daha stratejik becerilere ve daha çok Weltpolitikfähigkeit’e, yani uluslararası bir aktör olarak hareket edebilme becerisine ihtiyacı var. Avrupa, dış politikanın diğer alanlarında eksik olan bu becerilere, ticaret konularında zaten sahip.

GEJ: Trump, Çin konusundaki paradigmayı kaydırdı. Bu cephede Biden’dan ne bekleyebiliriz?

Biden muhtemelen bir Çin şahini olacak. ABD’deki Çin paradigması kayması çift partili oldu. Son zamanlarda Çin ile ilişkiler, koridorun her iki yakasının üzerinde anlaşabildikleri neredeyse tek mesele oldu. Paradigma değişikliğini vurgulayan kişi olmasına rağmen Trump’ın başarısı daha az. Temelde, Çin Komünist Partisi liderliğinin; – dahili olarak yozlaşmış bir güç dengesine, sınırlı görev sürelerine, herhangi bir liderin hakimiyetinin kontrolüne  ve nispeten ihtiyatlı bir dış politikasına sahip- otoriter bir komünist aristokrasiyi; küresel erimli bir imparatorluk hayalinin peşinden giderek, daha baskıcı bir sisteme dönüştürme kararının bir sonucudur. Çin, Deng Xiaoping’in barışçıl ayaklanma stratejisinden vazgeçti.

Çin, transatlantik ortaklığın acilen bir araya gelmesi gereken bir konu.

Trump’ın Çin’e yaklaşımının pek başarılı olmadığını iddia ediyorum. Aslında Halk Cumhuriyeti, Trump’ın politikalarından pek çok şekilde yararlandı. Trump, ittifakları baltaladı, ortaklıkları görmezden geldi ve uluslararası hukukun üstünlüğünü zayıflattı. Trump’ın tek taraflılığı, Çin yönetimine, Avrupa ve dünyadaki diğer ülkeler için daha iyi bir ortak gibi davranma fırsatı verdi. Çin çok taraflılıktan bahsediyor; ancak {her ikisi de] kendi hegemonik hedeflerinin peşinden gidiyorlar. Trump, bu geniş kapsamlı otoriterizme karşı ki bu, Sincan durumunda yüksek teknolojili totalitarizmin en uç noktasına kadar bile gidiyor, geri adım attırmak için gereken ittifakların dibini oya geldi. Biden başkanlığı, Çin’e gerçekçi bir bakış sergileyecek ve bu zorluklara daha işbirlikçi bir şekilde yaklaşacak. Çin, transatlantik ortaklığın acilen bir araya gelmesi gereken bir konu.

Green European Journal’ın Kasım 2020 tarihli sayısında yayınlanmıştır. https://www.greeneuropeanjournal.eu/bidens-victory-is-a-glimmer-of-hope/

Görsel: Kevin Lamarque / Reuters

Önceki İçerikİklim Krizi, Yeşil Siyaset ve Sessiz Devrim!
Sonraki İçerikYeşiller, İklimi Değiştirmeden Siyasetin İklimini Değiştirebilir mi?