Yazan: Sema Alpan Atamer

Garrett Hardin’in 1968 tarihli ünlü makalesi “The Tragedy of the Commons (Müştereklerin Trajedisi)”nde bireyin kârı maksimize etme isteğinden söz etmiş ve kendisi bu yazısında müştereklerin iç karartıcı bir resmini çizerek, bireyin sınırsız tüketilecek bir sistemin içine kilitlendiğini söylemişti ve yalnızca piyasa güçlerinin veya hükümet düzenlemelerinin ortak doğal kaynakların bozulmasını önleyebileceğini savunmuştu (1). Bu dogma yıllardır yaygın olarak sürmüştü. “Müştereklerin Trajedisi” kavramı, kıtlık ve bireylerin yalnızca kendi çıkarları için hareket ettiği varsayımı üzerine inşa edilmişti.

“Elinor Ostrom, sıradan insanların, -eğer izin verilirse-, sürdürülebilir şekilde hareket etmek için bir araya gelebileceğini kanıtladı.”

Elinor Ostrom ve Alanya’lı balıkçılar

2009’da Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan ilk kadın ünvanını kazanan Profesör Elinor Ostrom (1933-2012), araştırmalarıyla mülkiyetin devlet tarafından yönetilmemesi veya özelleştirilmemesi halinde başarısız yönetileceğine dair varsayımlara karşı çıktı; ortak mülkiyet sistemlerinin (müştereklerin yönetiminin) doğru şartlarda etkili biçimde işleyebileceğini gösterdi. Ostrom’un araştırması, Dünya üzerinde farklı ülkelerdeki -Türkiye’de Alanyalı balıkçıların da içinde yer aldığı- gözlemlerine dayanıyordu. 1970’lerde en iyi balık avlama noktalarının bir kaç kişinin elinde olması ve balık popülasyonunun giderek azalması, Alanya Su Ürünleri Kooperatifini harekete geçirmişti. Ostrom’a ilham veren sistemde, avlanma mevsiminin başında kur’a yoluyla her bir balıkçıya bir avlanma noktası tayin ediliyordu. Ertesi gün, balıkçılar yer değiştiriyorlar ve farklı bir yerde avlanma fırsatı elde ediyorlardı; rotasyon bu şekilde sezon boyunca devam ediyordu. Böylece balıkçılık sahalarına erişimi düzenleyen ve farklı hak sahipleri arasında adil rotasyonu sağlayan kesin kurallar uygulayarak, birbirlerinin balık sürülerini kaçırmadan, tarafsız ve hakça bir paylaşımla sürdürülebilir avlanma koşullarını sağlıyorlardı. Ostrom’un sözleriyle: “Bir teknenin balıkçılık faaliyetlerinin, balıkların diğer yerlere göçünü azaltmayacağı şekilde bu avlanma alanlarının haritasının çıkarılması konusu, balıkçılar tarafından sağlanan ve çeşitli haritalar ve sistemlerle on yıl boyunca deney yapma isteklerine dayanan kapsamlı zaman ve yer bilgisi olmasaydı göz korkutucu bir mesele olurdu”. Elinor Ostrom, sıradan insanların, -eğer izin verilirse-, sürdürülebilir şekilde hareket etmek için bir araya gelebileceğini kanıtladı. Her ne kadar aralarında hiç benzerlik olmasa da, bireylerin üyelik veya müşterek mal sahipliği yararına bir araya gelebileceklerini ve bir kaynağı koruyabilecek, “müştereklerin yönetimi” rejimlerini oluşturabileceklerini gösterdi.

Müştereklere bir örnek: Biyosfer alanlar

İnsanlar ve çevreleri arasındaki ilişkiyi geliştirmek için bilimsel bir temel oluşturmayı amaçlayan hükümetler arası bir bilimsel program niteliğindeki UNESCO İnsan ve Biyosfer (Man and Biosphere) Programı, bir yandan insanların geçim kaynaklarını iyileştirirken diğer yandan doğal ekosistemler ve yönetilen ekosistemleri korumak üzere doğa ve sosyal bilimleri birleştirmekte; böylece ekonomik kalkınmaya sosyal ve kültürel olarak uygun ve çevresel olarak sürdürülebilir yenilikçi yaklaşımları teşvik etmektedir. Bu amaçla, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemi korunmak üzere küresel ölçekte önemli biyocoğrafik bütünlüğü ve büyüklüğü olan alanlar için ülkelerin başvurularını değerlendirerek, bu alanları ‘biyosfer rezerv’ olarak ilan etmektedir. Biyosfer rezervleri, biyolojik çeşitliliğin korunması ile, kalkınma ve kültürel değerlerin devamlılığı arasındaki çatışmaların sürdürülebilir çözümü için geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Biyosfer rezervleri, koruma ile birlikte alan kullanımlarını da dikkate almakta; ikisi arasında sürdürülebilirlik ilkelerine uyumlu bir ilişki kurarak, bölgesel kalkınmayı gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Biyosfer alanları, üç tamamlayıcı işlevi yerine getirmek için tasarlanırlar:

1. Koruma: – genetik kaynakların, türlerin, ekosistemlerin ve peyzajların korunmasına katkıda bulunmak,

2. Geliştirme: – sürdürülebilir ekonomik ve insani gelişimi teşvik etmek

3. Lojistik destek – yerel, ulusal ve küresel ölçekte doğa koruma ve kalkınma çabalarına yönelik bilimsel araştırma, izleme, eğitim ve bilgi değişimini desteklemek

Bir biyosfer rezervinin fonksiyonlarının tasarlanması ve uygulanması sürecine uygun sayıda ilgili kamu yetkilisinin yanı sıra, yerel toplulukların ve özel girişimlerin dâhil olması ve katılımı için organizasyonel düzenlemelerin sağlanması gerekir.

Dünya Biyosfer Rezervleri Ağında şu anda tüm dünyada 131 ülkede 22 sınır ötesi alan dahil 727 alan bulunmaktadır. Türkiye’den sadece Artvin’deki Camili (Macahel) Biyosfer Rezervi bu ağa dahildir. (2)

Yıldız Dağları Biyosfer Alan Projesi

Kırklareli’ndeki Yıldız Dağları, doğal meşe ve kayın ormanlarına, İğneada Longoz Ormanına, zengin bir biyolojik çeşitliliğe ve çok değerli bir ekosisteme sahip olmakla birlikte, insan faaliyetleri sonucu ekosistemi tehdit altında olduğu; alanın büyüklüğü dikkate alındığında biyolojik çeşitliliğininin korunması konusunda yetkili kamu kurumlarının mali, beşeri ve maddi olanaklarının yetmediği; ayrıca komşu Bulgaristan’daki Istrancalarla ekosistem bütünlüğü taşıdığından, Türkiye’de bu alanda yaşanan ekolojik ve çevresel bozulmaların sınıraşırı etkilerinin görülmesi tespitinden hareketle; Aralık 2008-Kasım 2009 tarihleri arasında o zamanki Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, Avrupa Birliği tarafından mali destek sağlanan Yıldız Dağlarında Doğal Kaynakların ve Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Gelişimi için Teknik Yardım Projesi (TR0602.16-01/001) -kısa adıyla Yıldız Dağları Biyosfer Projesi – uygulandı. Projenin özel amacı, “UNESCO’nun İnsan ve Biyosfer Programı kapsamında envanter, haritalama, zonlama, yönetim planlaması ve uygulamaların yapılması suretiyle bölgenin Türkiye tarafındaki Yıldız Dağlarının biyolojik çeşitliliğini uzun dönemde ve geniş ölçekte korunmasını sağlamak” olarak tanımlanmıştı. Proje kapsamında UNESCO’ya başvuru dosyasına konmak üzere Yıldız Dağları Biyosferi için bir ön Yönetim Planı hazırlandı. (3)

Kırklareli köylüleri ve Yıldız Dağları Biyosfer Alanı Yönetim Planı

Proje kapsamında, UNESCO’nun biyosfer rezervlerinin belirlenmesinin ana ilkelerine uygun olarak tüm ana paydaşlar (köylerde yaşayanlar, köy kooperatifleri, kamu kuruluşlarının ilgili taşra teşkilatı, bölgedeki belediyeler ve sivil toplum kuruluşları, planlama sürecine dahil edildi. Paydaşların sürece dahil olmasından sonra Planın oluşturulmasına doğrudan katılımlarını sağlamak üzere bir paydaş temsil grubu için mekanizma sağlamak ve böylece Yıldız Dağlarında yaşayan ve çalışan köylülerin ve diğer halkın deneyimleri ile bilimsel ve planlama uzmanlarının teknik bilgileri arasında sinerji oluşturmak için bir Yönetim Planlama Birimi (YPB) ile uyumlu bir şekilde bir Paydaş Çalışma Grubu (PÇG) oluşturuldu. Bu süreç aşağıda diyagram şeklinde gösterilmiştir. (4)

Katılımcı süreç boyunca 121,800 hektarlık bir alanı kapsayan ve 28 köy ve 3 belde/ilçeyi içine alan önerilen biyosfer alanının ekolojik, tarihi ve kültürel değerleri, alanda yaşayan toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı, ihtiyaç ve beklentileri, alanın maruz bulunduğu tehditler, daha önce yapılmış ve yapılması planlanan projeler hakkında bilgiler derlendi. Ayrıca alandaki flora ve faunaya ilişkin bilimsel araştırmalar ve gözlemler yapıldı, envanterler çıkarıldı. Bu bilgi ve deneyimler, paydaşlar arasında paylaşıldı. Yöre halkından kadınların, gençlerin, çocukların projeyi sahiplenmesi için etkinlikler düzenlendi. (3)

Tüm bu katılımcı süreçte, paydaşlarla yapılan çalıştaylar sonucunda önerilen Biyosferin yönetiminin iki komite tarafından yapılması gerektiği konusunda mutabık kalındı: Bu iki komiteden birincisi; planın, ön-plandan tam bir yönetim planına geliştirilmesi dahil olmak üzere, yönetim planının denetlenmesi ve uygulanmasından sorumlu olan yürütücü bir Yönetim Komitesi; diğeri ise, daha çok sayıda paydaşın karar alma sürecine katkıda bulunabileceği bir Danışma Komitesi. Yönetim Komitesi, ilgili kamu kuruluşlarının yerel teşkilatlarından temsilcilerin yanı sıra Danışma Komitesi Başkanı ve yerel halk tarafından seçilen 2 bağımsız temsilciden oluşacaktı. (2)

Topluluk temelli ekosistem yönetimi (2)

Bir yandan doğanın sömürülmesini önlerken, diğer yandan yerel halkın çıkarlarına hizmet etmek amacıyla doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını öngören yönetim sistemlerinin, mevcut gelir getirici faaliyetlerin teşvik edilmesi veya yeni girişimlerin ortaya çıkması için bir zemin hazırlaması gerekir.

Yıldız Dağları Biyosfer Projesi’nde, alandaki mevcut yönetim sistemlerinin güçlü ve zayıf yönleri, bunlara ilişkin kısıtlar dikkate alınarak, önerilen Biyosferin gelecekteki yönetimine yönelik bir sistem ve yaklaşım geliştirildi.

Bu yapının gelişimi bir dizi ilkeye dayanmaktaydı:

– Koruma yönetiminin maliyet ve faydaları adil bir şekilde paylaşılmalı;

-Kaynak yönetimine ilişkin yetki ve sorumluluklar, fiili yöneticileri işaret etmeli;

-Varlıklara ilişkin mülkiyet güvencesi, sürdürülebilir yönetime yatırımı teşvik eder ve doğal kaynakların fiyatlandırılması, kırsal toplulukların gözünde bunların değerini etkiler.

Bu ilkelerin temel amacı, koruma ya da kullanmanın bir yönetim stratejisi olarak uygulanmasını sağlamak ve her ne pahasına olursa olsun, bir doğal varlığı seçerek ya da ihmal sonucu terk etmek zorunda kalmaktan kaçınmaktı.

“Yönetimin etkinliğini ve yerel gelir getirici geçim kaynaklarının verimliliğini en üst düzeye çıkarmak amacıyla, yönetim için farklı yaklaşımlar geliştirmek ve iyi yönetimi ödüllendirmek için, yönetim maliyetlerini ve faydalarını paydaşlar arasında adil bir şekilde dağıtmak önemliydi.”

Bu yaklaşımda örtük olarak esas alınan husus, sınırlı maddi, insani ve mali kaynaklarla Yıldız Dağları’ndaki doğal kaynakları yönetmenin en etkili biçiminin, -rasyonel yönetim için asıl teşviği sağlayan unsuru dikkate alan- yöre halkıyla yetkili kuruluşlar arasında karşılıklı mutabakata dayalı sürdürülebilir kullanım yoluyla yapılabileceği idi.

Yıldız Dağlarında, önerilen biyosfer alan içinde bulunan doğal kaynakların gelecekteki yönetimi için sürdürülebilir ve adil bir yaklaşım geliştirmede köy kooperatifleri, avcılık ve arıcılık dernekleri ve özel girişimler gibi mevcut yönetim sistemlerinin güçlü ve zayıf yanları özellikle dikkate alındı. Tüm kaynak kullanımının, özellikle Orman İşletme Müdürlükleri gibi ilgili devlet kurumlarıyla geliştirildiği yönetim anlaşmalarına uygun olarak ‘topluluk temelli (community based)’ bir doğal kaynak kullanımı önerildi. Bu doğrultuda çok sayıda doğal kaynağı kapsayan bir dizi yönetim anlaşmasının çerçevesi kooperatifler, dernekler ve devletin taşra kurumlarının katıldığı bir çalıştayda geliştirildi. Bu noktada yönetimin etkinliğini ve yerel gelir getirici geçim kaynaklarının verimliliğini en üst düzeye çıkarmak amacıyla, yönetime farklı yaklaşımlar geliştirmek ve iyi yönetimi ödüllendirmek için yönetim maliyetlerini ve faydalarını paydaşlar arasında adil bir şekilde dağıtmak önemliydi.

Ancak buradaki ‘topluluk’ teriminin açık bir tanımının eksikliği, ortak mülkiyet kaynakları rejimini çoğunlukla etkileyen kritik faktörlerden birisidir. ‘Topluluğu’ mekansal, sayısal ve yasal olarak tanımlamakla ortak bir mülkiyet rejimi için bir yönetim birimini tanımlamak mümkün olabilir. Bu noktadan hareketle, Yıldız Dağlarında kullanılabilecek böyle bir yapı, bunun devlet kurumları ile ortaklık içinde, bir müşterek olarak biyolojik çeşitlilik kaynaklarını şartlara bağlı şekilde yönetebilecek etkin ve adil bir toplum temelli kurum olup olamayacağını belirlemek amacıyla proje kapsamında köy kooperatif sistemi incelendi.

“Kooperatif demokratik bir organizasyondur.”

Kooperatiflerin kendilerini ortak mülkiyetin, yani müştereklerin yönetimine uygun hale getiren bir kaç özelliği vardır:

              1. Kooperatifin bir köyün tüm üyelerini yasal olarak dahil edebilecek bir üyelik sistemi vardır. Uygulamada genellikle, her bir hane reisinin kooperatifin bir üyesi olduğu ve böylece her hanenin ormancılık erişiminde adil bir payının olmasının temin edildiği kabul edilmektedir.  

              2. Kooperatif en azından Orman İşletme Müdürlükleri anlamında mekansal olarak tanımlanmıştır ve bu da genel olarak farklı kooperatifler ve diğer kurumlar tarafından kabul edilmiştir. Netlik ve sorumluluk paylaşımı sağlamak için bunların haritalanmasına gerek olabilir.

              3. Bu nedenle Kooperatif, topluluğu geniş ölçüde temsil edebilecek bir üyeliğe sahiptir ve tümü seçilmiş bir Yürütme Kurulu vardır. Bu şekilde kooperatifin denetlenebilirliği ve karar verme yetkisi sağlanmıştır. Esasen demokratik bir organizasyondur. Diğer işlevlerin yanı sıra, tarımsal girdiler için bir dereceye kadar satın alma gücüne sahiptir; bu nedenle halihazırda üyeler adına karar vermekte ve ayrıca imtiyazlı kereste çıkarma pazarlığı yapmakta ve faydaları üyeler arasında dağıtmaktadır.

Bu yapıya şartlı olarak ekonomik gelişme ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi, üzerinde anlaşılmış bir amaç için bir dizi doğal kaynağın yönetiminde ‘sahiplenme’ rolü verilebilir.

Bu yapıya şartlı olarak ekonomik gelişme ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi, üzerinde anlaşılmış bir amaç için bir dizi doğal kaynağın yönetiminde ‘sahiplenme’ rolü verilebilir. Kooperatiflerin mevcut sistemde kaynakları tahsis etmekte, Orman İşletme Müdürlüğünden ağaç gövdesinden elde edilen kereste satın almakta, keresteyi kesmekte, nakletmekte ve satmakta ve Orman İşletme Müdürlüğünün parasını ödedikten sonra kazancı üyelerine dağıtmakta olduğu; odun-kerestenin kooperatife Orman İşletme Müdürlüğü tarafından, kendilerinin parasını aşamalı olarak alıcıya satış yaptıktan sonra ödeyebileceği bir sistem kullanarak tahsis ettiği ve böylece çok yönlülük ve güvenin zaten bu sistemde var olduğu tespit edildi.

Mekansal olarak tanımlanmış bir alanda Yıldız Dağlarının doğal ve biyolojik çeşitlilik varlıkları ve peyzaj karakteristikleri bir köyün ekonomik varlıklarının toplamını meydana getirecekti ve bunların, kooperatifin üyeleri tarafından, devlet kurumlarıyla ortaklık içinde geliştirilen detaylı bir köy planı yoluyla yönetilmesi gerekiyordu. Bu yaklaşımın kritik yönü; iyi yönetim uygulamalarının, gelir getirici faaliyetlerle ödüllendirilmesi ve eşit payların, fırsatların eşitsiz dağılımı meselesinin önüne geçmemesiydi.

Proje kapsamında listelenen mevcut doğal varlıkların bazı örnekleri, bunlara dair uygulanması önerilen yönetim faaliyetleri ve ‘Köy Kaynak Yönetim Planları’ kapsamında geliştirilebilecek potansiyel girişimler Tablo 1’de liste halinde verilmektedir.

Tablo 1: Yıldız Dağlarında mevcut doğal ve insan eliyle oluşturulmuş varlıklar, bunların yönetim faaliyetleri ve potansiyel gelir getirici girişimler (2)

Biyosfer Yönetim Planı-Stratejik ve Politik Çerçeve (Yönetim Komitesi)

Orman Amenajman Planları (Orman Genel Müdürlüğü)

Köy Kaynak Yönetim Planları-Alan Yönetim Planları (Köy Kooperatifleri)

Varlıklar (kaynaklar)Yönetim faaliyetleriGirişimler
Flora ve mantarlar  Otlatma yönetimi Envanter Hasad teknikleri Ayrılmış alanlar Orman yönetimi Yürütme Ormandaki diğer faaliyetlerin mutabık kalınmış denetimiHayvancılık Peynir üretimi Et üretimi Tıbbi ve aromatik bitki toplama Yabani meyve toplama ve işleme Mantar toplama ve işleme Yabani çiçek toplama Arıcılık Pazarlama
Ağaçlar  Orman Yönetimi Envanter UygulamaOdun- kereste çıkarma işlemi Tomruk Odun kömürü (ve piroliz ürünleri) Çatı örtüsü Döşeme İnşaat kerestesi Pazarlama
Nehirler, akarsular ve balık  Nehir ve su yönetimi Atıkların ortadan kaldırılması UygulamaBalıkçılık İkram hizmetleri Pazarlama
Av türleriOrman yönetimi Örtü bitkisi Ekin koruma (Çitleme, vs.) Uygulama Ormandaki diğer faaliyetlerin mutabık kalınmış denetimiAvlanma Tahnitçilik Kılavuzluk İkram hizmetleri Pazarlama
Peyzaj  Planlama Çöp toplama UygulamaTurizm İkram hizmetleri Pazarlama

Yıldız Dağları köyleri için önerilen sistem, topluluğa “ait” olan kaynaklar hakkında ortak karar almaya izin vermeyi amaçlamaktaydı. Bu modelde kooperatif, hem uygun yetkiye sahip hem de kaynaklardan sorumlu olacaktı; maliyet ve faydaları bölüştürebilecek; ve kaynakların yönetimine yönelik yatırım yapabilmelerinin güvencesine ve akıllıca yönetim için finansal motivasyon sağlayan şeffaf bir fiyatlandırma sistemine sahip olacaktı. Gerçekte devlet, doğal kaynakların yasal sahibi olarak kalırken; köylüler kaynakların fiili koruyucuları olacaklardı.

Bir örnekle açıklamak gerekirse

Örneğin belirli bir köy kooperatifi için sınırları tanımlanmış alanda yetişen doğal mantarlar, kooperatif üyelerinin malı sayılacaktı. Bunları Köy Yönetim Planı’nda belirlenmiş kurallar çerçevesinde sürdürülebilir tekniklerle toplamak, satmak, gelirini paylaşmak, gelirinden yetkili kamu idarelerine önceden kararlaştırılmış payları ödemek, Kooperatifin yetkisinde olacaktı. Kooperatif bu yetkisine ve sürdürülebilir gelir garantisine dayanarak, mantarın işlenmesi, kurutulması, soğuk hava depolarında saklanabilmesi, böylece katma değerinin artırılması ve kooperatifin piyasada pazarlık gücü kazanabilmesi için yatırım yapma cesareti gösterebilecekti. Buna karşılık, doğal mantarların alanın dışından gelenlerce sürdürülebilir olmayan yöntemlerle toplanıp, talan edilmesinin, biyolojik çeşitliliğin azalmasının önüne geçilmesi konusunda Kooperatif üyeleri görevli olacaklardı. Zaten kullanma yetkisine sahip oldukları, gelir kaynakları olan bu varlıkları ellerinden geldiğince korumaları beklenirdi.

Sonuç yerine: hayal kırıklığı… mı?

Proje 2010 yılında tamamlandı. UNESCO’ya başvuru dosyası hazırlandı ve Çevre ve Orman Bakanlığına teslim edildi. Ne yazık ki Çevre ve Orman Bakanlığı, bu dosyayı hiç bir zaman UNESCO’ya sunmadı. Onca emek ve AB’den alınan mali kaynak heba oldu; yöre halkının hevesi kursağında kaldı. Devlet bir kez daha halkı hayal kırıklığına uğratmış oldu. Tabii Proje’deki sınırötesi işbirliği ortağımız ve komşumuz Bulgaristan’ı da, parasal kaynak sağlayan Avrupa Birliğini de.

“Prof. Elinor Ostrom’un önerilerinden ilham alınarak oluşturulan bu ‘müştereklerin topluluk temelli yönetimi modeli’ uygulamaya konabilse idi, şu anda bu konuda 10 yıllık bir bilgi ve deneyime sahip olacaktık.”

Belki en az bunlar kadar önemlisi, Prof. Elinor Ostrom’un önerilerinden ilham alınarak oluşturulan bu ‘müştereklerin topluluk temelli yönetimi modeli’ uygulamaya konabilse idi, şu anda bu konuda 10 yıllık bir bilgi ve deneyime sahip olacaktık; buradan aldığımız derslerle sistemi geliştirebilecek, hem kendi ülkemizdeki başka alanlar, hem de Dünyadaki diğer biyoçeşitlilik koruma alanları için bir örnek oluşturabilecektik; yeni araştırmaların, yeni bilgilerin kapısını aralayabilecektik.

Eğer başarılı bir örnek oluşturabilseydik, bir yandan orman tahribatını, ekosistemin bozulmasını önlerken, diğer yandan yerel halka sürüdürülebilir bir geçim kaynağı sağlayarak köylerinden göç etmelerinin önüne geçmemiz söz konusu olabilecekti.

Bu noktada, tabii ki toplum temelli yönetimden elde edilen ekonomik kazançların abartılmaması önemli. Bazı durumlarda biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir kullanımından elde edilen gelir beklentilerin üzerinde olabilir; ancak pek çok kez doğadan elde edilen ürünlerin yabani formlarının satılması, yerel topluluklara sürdürülebilir ve güvenli ama mütevazi bir gelirlerden daha fazlasını sunmaz. Bununla birlikte, doğal varlıkların yönetimini, ekonomik faydayla bağlantılandırmak, başta kadınlar olmak üzere yerel toplulukları büyük ölçüde güçlendirir ve belirgin ve sürekli bir sosyal sermaye üretir. (2)

Daha da belki sayamadığımız, öngöremediğimiz bir çok fırsatı ve faydayı ıskaladık, bir kez daha.

Bir yıl boyunca yerli yabancı pek çok uzmanın, akademisyenin, kamu çalışanının ve yerel halkın emek verdiği bu projenin adı bile, ismi ve kurumsal yapısı defalarca değiştirilen Çevre Bakanlığı’nın web sitesinde, arşivinde şu anda yer almıyor ne yazık ki . Proje kapsamında yapılan çalışmalara, araştırmalara, gözlemlere, inceleme ve envanterlere ilişkin raporlara da resmi web sitelerinden erişmek mümkün değil. Devlet tüm yapılanların, yapılmak istenenlerin, önerilerin, beklentilerin, vizyonun üzerine bir sünger çekmiş durumda. Şimdilik…

Şu anda Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yer alan Doğa Koruma ve Milli Parklar genel Müdürlüğü tarafından hazırlıklarının yapıldığı söylentileri bulunan Biyosfer Alanlar Yönetmeliği yürürlüğe girer mi; Yıldız dağları Biyosfer Alanı ve biyolojik çeşitlilik değerleri açısından önemli başka alanlar için bir umut olabilir mi; zaman içinde göreceğiz.

KAYNAKLAR:

(1) https://www.econlib.org/library/Enc/TragedyoftheCommons.html

(2) https://en.unesco.org/biosphere/wnbr

(3) Green, J. B. “Yönetim Planı”, Yıldız Dağları Biyosfer Projesi, Mayıs 2010, Ankara.(https://silo.tips/download/michael-jb-green-may-2010-yildiz-mountains-biosphere-project-report-series)

(4) Alpan Atamer, S., Gül, S., “A Participatory Approach to Planning the Management of the Proposed Yildiz Mountain’s Biosphere” April 2010, Ankara. (https://silo.tips/download/other-documents-in-this-series-of-reports-prepared-by-the-yildiz-mountains-biosp)

Görsel tasarım: Olcay Özkaplan