Yazan: Yağız Abanus [1]

Giriş

Modern dönemde insanlığın karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan iklim krizi gittikçe derinleşiyor. Küresel yüzey sıcaklıkları 2011-2020 ortalaması 1850-1900 ortalamasından 1,09 °C daha yüksek (1). Bu ısınmanın sebebi atmosferin yapısında karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının yoğunluğunun artması. Sera gazlarının yoğunluğu ise enerji üretimi, endüstriyel hayvancılık, ulaşım gibi kapitalist düzende gittikçe artan tüketim kültürü tarafından inşa edilmiş insanın faaliyetlerine bağlı. Bu bağlamda “insan” kelimesi sorumluluğun geniş bir kategoriye yüklendiği algısını yaratabilir. Ancak yapılan araştırmalar, gelir düzeyi yüksek ve dar bir kesimin, geniş yoksul nüfusa oranla iklim krizinin derinleşmesine nasıl daha yüksek düzeyde sebep olduğunu gösteriyor (2). Dolayısıyla sosyal adaletsizliğin iklim krizine de yansıdığını net bir şekilde görmek mümkün. Diğer yandan iklim politikalarının en yüksek düzeyde tartışıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamındaki COP (Conference of the Parties – Taraflar Konferansı) toplantılarında da ihtiyacımız olan sonuçlara ulaşıldığını göremiyoruz. Her ne kadar COP26’da bazı önemli devletler uzun vadeli net sıfır karbon hedeflerine ulaşmaya dair tarihleri açıklamış olsalar da, bu hedeflerin samimiyeti, gerçekçiliği ve etkinliği açısından ciddi soru işaretleri var (3). Kaldı ki sera gazı salımları da artmaya devam ediyor. Sonuç olarak, gezegene yaptıklarımızdan ötürü büyük bir sorunla karşı karşıyayız ve özgürlüklerimizi aşırı kısıtlamadan, bize güvenlik sunması için inşa ettiğimiz devletler, çözümün yakınında bile değil.

Bu noktada devlet yönetiminin doğrultusunu belirlemek için ortaya atılmış demokrasi kavramına dair farklı yaklaşımların gündeme geldiği görülüyor. Bir görüş, iklim krizinin aciliyetinden ve demokrasinin yavaşlığından ötürü çözümü daha otoriter yapılarda bulurken; diğer bir görüş ise, iklim krizinin demokrasinin yeterince oturmamış olmasından ötürü bu aşamaya gelindiğinden bahisle, böyle bir krize karşı insanların kolayca ortak bir dayanışma zemininde buluşabileceklerini öngörerek, çözümü demokrasiyi daha da güçlendirmekte buluyor (4).

Gezegene yaptıklarımızdan ötürü büyük bir sorunla karşı karşıyayız ve özgürlüklerimizi aşırı kısıtlamadan, bize güvenlik sunması için inşa ettiğimiz devletler, çözümün yakınında bile değil.

Bu yazıda iklim adaleti kapsamında, yeşil siyasetin doğrudan demokrasi ilkesi vurgusunu benimseyerek, sosyal adalet ve demokrasinin güçlendirilmesi anlamında faydalı olabilecek politika önerilerine dair giriş niteliğinde bilgiler vermeyi ve konuya ilişkin kaynakların görünürlüğünü artırmayı hedefliyorum. Bu bağlamda ilk olarak; iklim adaleti, sosyal adalet ve eko-demokrasi arasındaki kesişimsel alanlara kısaca değinip, sonrasında enerji demokrasisinin bir aracı olarak yenilenebilir enerji kooperatiflerine, gelecek kuşakların haklarını korumanın bir aracı olarak yeşil kamu denetçiliği (ombudsperson) kurumlarına ve kişisel karbon tahsisatlarına değineceğim.

Kavramsal arka plan

Çevresel adaletin alt başlıklarından biri olarak görülebilecek iklim adaleti kavramı, iklim krizine sebep olanlarla krizin sonuçlarından etkilenenler arasındaki kaynaklara erişim ve zararlardan etkilenme düzeyleri arasındaki ölçüsüzlüğe ilişkindir (5). Tarihsel olarak sera gazı emisyon seviyeleri bir hayli yüksek olan gelişmiş ABD gibi küresel kuzey ülkeleri ile yaşadıkları coğrafyalarını deniz seviyelerinin yükselmesinden ötürü kaybetmekte olan ada ülkeleri gibi ülkeler arasındaki küresel adaletsizlik, konunun önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Buna ek olarak, günümüzde karar verme pozisyonlarını ellerinde tutan ve doğal varlık tüketim düzeylerini belli bir seviyenin üstüne çıkarmış yaşlı kuşaklar ile sera gazı salımının nimetlerinden pek fazla faydalanamamış genç ve gelecek kuşaklar arasındaki nesiller arası adaletsizlik, konunun ikinci önemli bir boyutudur.

Diğer yandan biraz daha dikkatle bakıldığında bahsedilen adaletsizliklerin kadınlar, lgbti+lar, azınlıklar, yoksullar, işçiler ve insan olmayan diğer canlılar gibi dezavantajlı veya imtiyazsız kesimler için de geçerli olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla iklim krizine karşı getirilecek çözümlerin mevcut adaletsizlikleri derinleştirmemesi ve yeni adaletsizlikleri önlemesi için bu kesimlere öncelikli olarak teminatlar sunması ve faydalar sağlaması gerekmektedir. Bu bağlamda iklim adaletinin sosyal adaletle kesişimi de belirginleşmektedir. Zira her ne kadar sosyal adalet sanayi devrimiyle birlikte işçi-işveren ilişkilerindeki adaletsizlikler ekseninde görünür olmaya başladıysa da; kavramın kapsamı, yıllar içinde sosyal yaşamın diğer alanlarına doğru ulus devlet sınırlarını da aşacak şekilde farklı toplumsal kesimler adına eşitlikçiliğin sağlanmasına yönelik olarak genişlemiştir. Buna paralel olarak iklim değişikliği sorununun da sosyal adalet başlığı altında değerlendirildiği ve bu doğrultuda çözüm önerilerinin literatürde gündeme getirildiği görülebilir (6). Ancak belirtmek gerekir ki yeşil siyaset; insanı, dahil olduğu insan topluluğunu da aşan, bir parçası olduğu ekolojik yapı zemininde ele aldığı için, sorunlara sosyal adalet ve sosyal demokrasi anlayışlarının ötesinde ekolojik demokrasi ve ekolojik yurttaşlık gibi farklı perspektiflerden de yaklaşmaktadır.

Yeşil siyasetin bu yaklaşımını detaylandırmak amacıyla ekolojik demokrasinin genel hatlarıyla açıklanmasına yönelik şu tanım örnek olarak gösterilebilir: “ekolojik ve demokratik talepleri bir araya getiren, yurttaşların (burada yurttaşlar aynı zamanda insan dışı türlerin de temsilcisi konumundadır) ekolojik karar alma süreçlerindeki aktif rolünü vurgulayan ve kurumların da ekolojik demokratik ilkelere göre düzenlenmesini savunan bir demokrasi anlayışıdır (7).” Yurttaş meclisleri, iklim konseyleri, katılımcı bütçe uygulamaları ve dijital müzakere yöntemleri gibi uygulamalar bu doğrultudaki yeni bir demokrasi arayışına yönelik çalışmaların sonucu olarak görülebilir.      

Enerji Demokrasisi ve Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri

1980’lerde Çernobil faciasının ardından, özellikle Avrupa’da insanlar, nükleer risklere karşı devletlerin harekete geçmesini sağlamak için farklı sivil savunuculuk yöntemlerine başvurdular. Almanya’nın güney batısında bir grup ebeveyn tarafından yürütülen enerji tasarrufu kampanyasına, bölgedeki enerji dağıtım şebekesini işleten şirketin “kendi amacının enerjiden tasarruf etmek değil; daha da fazla enerji satılmasını sağlamak” olduğunu ifade ederek destek vermemesiyle, Almanya tarihindeki en ilgi çekici nükleer karşıtı kampanyalardan biri başlamış oldu. Kampanya süresince davalar, ulusal maddi yardım toplama kampanyaları, şirket/kooperatif kurmak gibi zorlu süreçlerin altından başarıyla kalkan yerel topluluk, bugün bölgedeki enerji dağıtım şebekesini, kurdukları kooperatif aracılığıyla enerji demokrasisi ve ekolojik prensiplere göre işletmeye çalışıyor(8). Bu bağlamda, ekolojik demokrasinin yurttaşların karar alma süreçlerine aktif katılımı ve kurumların ekolojik prensiplere göre yapılanması vurgusu doğrultusunda yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önemi açıkça görülebilir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu mücadeleden de anlaşılabileceği gibi enerji demokrasisinin temel talepleri:

  1. enerjiye dair üretim-tüketim-dağıtım-bölüşüm sistemlerine vatandaşların doğrudan katılımının  artırılması,
  2. kâr maksimizasyonunun yerine doğaya uyumun benimsenmesi,
  3. gelir adaletsizliğini artıran yapılar yerine dayanışmayı öne çıkaran mekanizmaların toplumsal hayatta baskın konuma gelmesi

şeklinde özetlenebilir.

Yenilenebilir enerji kooperatifleri, belirli bir bölgede bireylerin emek ve maddi kaynaklarını birleştirerek bir yenilenebilir enerji üretim santralini işlettikleri sosyal girişimler olarak ifade edilebilir. Her ne kadar enerji demokrasisinin en temel araçlarından biri yenilenebilir enerji kooperatifleri olsa da Avrupa Birliği’nde yakın zamanda enerji dönüşümü ve dağıtıklaşma (decentralisation) ekseninde yapılan mevzuat değişiklikleriyle farklı araçların da sisteme dahil olduğu görülüyor (9). Buna karşılık ülkemizde 2019 öncesinde kurulmasına birkaç yıl boyunca izin verilmiş olan yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önüne tutarsız yasal engeller çıkarılmış durumda(10). Türkiye’nin ihtiyacı olan yenilenebilir enerji dönüşümünün hızlı, merkezi olmayan/yerele dağılmış bir sistemle ve adil bir şekilde gerçekleşebilmesi için büyük bir potansiyel barındıran yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önünün açılması ve Anayasaya uygun bir şekilde teşvik edilmeleri, iklim adaleti ve sosyal adalet için hayli önem arz etmekte.

Gelecek Kuşakların Hakları ve Ombudsmanlık

Ekolojik demokrasi kapsamında karşılaşılan ilk sorulardan biri, kendi çıkarlarını doğrudan kendilerinin temsil etmesi mümkün olmayan gelecek kuşaklar ve insan dışı diğer canlı varlıklar gibi öznelerin sisteme nasıl dahil edileceği sorusudur. Diğer yandan bu sorunun 1972’de Cristopher D. Stone tarafından yazılan “Ağaçların Taraf Ehliyeti Olmalı mı? Doğal Nesneler için Hukuki Haklara” başlıklı makalesiyle birlikte literatürde uzun süredir tartışıldığını anlayabiliyoruz. Bu minvalde çevresel sürdürülebilirlik ihtiyacına hitap edebilmek için gelecek kuşakların vasisi/kanuni temsilcisi/koruyucusu kapsamında değerlendirilebilecek farklı kurumlar dünyanın farklı yerlerinde faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu kurumların faaliyetlerine meclise gelen yasaların gelecek kuşakların haklarına yönelik olası etkilerini değerlendirmek, gelecek kuşakların hakları için meclise yasa önermek ve yerel çevre mücadelelerinin talepleri doğrultusunda idare tarafından yürütülen süreçleri inceleyip mücadelenin görünürlüğünü artırarak, ilgili resmi makamlara önerilerde bulunmak örnek olarak gösterilebilir. Bu noktada gelecek kuşakların çıkarlarının sadece çevresel sürdürülebilirlik ile sınırlı olmadığını; genç işsizliği, sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi, kamusal borç gibi konuların da gelecek kuşakların hakları açısından önem arz ettiğini vurgulamakta fayda var.      

Bahsedilen kurumlara örnek olarak:

  1. Yeni Zelanda’da 1986’da kurulmuş olan Çevreden Sorumlu Parlamento Komiserliği,
  2. Galler’de 2015’de kurulmuş olan Gelecek Nesillerden Sorumlu Komiserlik,
  3. İsrail’de 2001 – 2006 yılları arasında faaliyet göstermiş Gelecek Nesiller Komisyonu,
  4. Macaristan’da 2007’de faaliyete geçen Gelecek Nesillerin Hakları Kamu Denetçiliği Kurumu

Gösterilebilir (11).

Benzeri bir kurum ülkemiz için de özellikle son 20-30 yılda etkisini bir hayli artırmış olan neoliberal şirket egemenliğinin sebep olduğu doğa talanına karşı gerçekçi çözümler sunabilir. Diğer yandan bu kurumların etkinliği için bağımsızlık, kamusal destek bağlamında yasallık, şeffaflık, erişilebilirlik niteliklerine ve bilgiye erişim olanağına sahip olmaları gerektiği de vurgulanması gereken bir konu (12). Buna ek olarak Türkiye’de de benzeri kurumların kurulmasına yönelik taleplerin bir süredir farklı aktörler tarafından gündeme getirildiğini     hatırlatmakta fayda var (13).

Kişisel Karbon Tahsisatları (Personal Carbon Allocations)

İklim krizinin temel sebebi bugünkü üretim-tüketim-dağıtım-bölüşüm sistemlerimiz. Bu sistemlerin nasıl işleyeceğine dair alınan kararlara sıradan vatandaşların doğrudan katılma olanağı yok. Dolayısıyla iklim hareketinin temel güdüsü bu sistemleri değiştirmek üzerine (14). Diğer yandan aşırı tüketim odaklı bireysel davranış kalıpları ve yaşam tarzları da iklim açısından büyük sorunlar yaratıyor (15). Kaldı ki insanlar, ekonomik büyüme fetişizmi ve kitle iletişim araçlarıyla kendilerine dayatılan/sunulan içeriklerden ötürü yaşamlarını “daha fazlasına” erişmek için şekillendirmeye koşullanıyor. Dolayısıyla her ne kadar temel değişim talebimiz siyaset ve ticaret için olsa da bireysel yaşamlarımızda da köklü değişiklikler gerekiyor.

Diğer bir deyişle bireysel yaşam değişikliklerini teşvik edecek farklı politika önerilerinin çalışılması elzem. Evlerde enerji verimliliğinin sağlanması amacıyla program ve teşvik mekanizmaları veya insanların enerji türeticisi olmaları için bireysel veya kooperatif gibi yapılarla kolektif olarak kendi enerjilerini kendi yerellerinde üretip tüketmelerini kolaylaştıran politikalar bu çalışmaların en temel örnekleri. Bunlara ek olarak, sıklıkla gelişmiş ülkeler için gündeme getirilen kişisel karbon tahsisatları yoluyla da davranış değişikliklerine yol açmak mümkün. Kişisel karbon tahsisatları bireylerin araç kullanımı, uçak seyahatleri ve ev ısıtma gibi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarının azaltılması için önerilmiş bir politika aracı. Her ne kadar bu araca dair evrensel bir konsensus olmasa da aracın önerilmesinin arkasındaki temel fikir, karbon yoğun sektörler için uygulanan emisyon ticaret sisteminin benzerini bireylere de uygulamak (16). Bu kapsamda kişilere bir miktar ücretsiz karbon tahsisatı verilir ve kişiler ulaşım, ısıtma gibi alanlarda hizmetin bedelini sadece parayla ödemekle kalmaz, karbon maliyetini de kendisine verilmiş olan tahsisattan öder, kendisine ayrılan tahsisat bitince de diğer bireylerin karbon izinlerini satın almak için onlara para öder. Sonuç olarak bireyin para ödememek için bireysel düzeyde kendi karbon bütçesini verimli bir şekilde yönetmesi beklenmektedir. Bu sayede örnek olarak yıl içinde defalarca uçak kullanan bir kişiyle çok kısıtlı seyahat eden bir kişi arasındaki iklim adaletsizliği de bir nebze tazmin edilmiş olur. Diğer yandan böyle bir politika aracının gizliliği koruyan bilişim uygulamalarıyla gerçekleştirilmesi, detaylı olarak tasarlanması ve dezavantajlı/imtiyazsız kesimlere yönelik orantısız yükler getirmemesi elzem.

Sonuç

İklim mücadelesinin temel amacı, dünyanın sonunu engellemekten önce bu süreçte daha da derinleşen adaletsizlikleri gidermek olmalı. Zira uzun vadede hem insanın ölümlü bir varlık olmasından hem de güneşin parlaklığının artması gibi evrenin önleyemeyeceğimiz süreçlerinden ötürü, ne insan ne de yarattığı sözde uygarlık için “son”u engellemek mümkün değil. “Son”un gelişini adaleti sağlamak için ötelemeye çalışırken; adalet perspektifini kaybederek politikaları sadece piyasa temelli alanlara bırakmak, mücadeleyi kapitalizmi kurtarmaya dönüştürecektir. Diğer yandan, sadece sonun mutlaklığına odaklanıp kötümser bir şekilde mücadeleden vazgeçmek de, biz insanların hayata anlam katma yeteneğinden vazgeçmesi anlamına gelecek ve bizleri edilgen bir konuma sürükleyecektir (17). Bu bağlamda en iyi strateji, radikal ve yenilikçi önerilerle ana akımı kökten bir değişim için zorlamak olabilir.

Yeşil politikalar ilk bakışta radikal veya küçük ölçekli olarak nitelendirilebilecek olsa da, karşıya karşıya olduğumuz iklim krizinin büyüklüğü bizleri zorunlu olarak radikal ve en küçük detaya bile hitap etmeye çalışan politikalara yöneltmektedir.

Adaletin sağlanmasının en iyi yollarından biri de, katılımı ve demokrasiyi güçlendirmektir. Zira bu şekilde adaletsizliklerden müzdarip olanların politik alandaki temsiliyeti güçlenecektir. Dolayısıyla, iklim kriziyle mücadelede hızlı hareket etme gerekliliğinden ötürü otoriterliği öne çıkaran argümanları kabul etmek mümkün değildir. Bu bağlamda yeşil siyasetin önerebileceği birçok farklı politika bulunmaktadır. Her ne kadar bu politikalar ilk bakışta radikal veya küçük ölçekli olarak nitelendirilebilecek olsa da, karşıya karşıya olduğumuz iklim krizinin büyüklüğü bizleri zorunlu olarak radikal ve en küçük detaya bile hitap etmeye çalışan politikalara yöneltmektedir. Bunların dışında bu yazıda yer verememiş olsam da yeşil siyasetin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (municipalism), onarıcı tarım, topluluk destekli tarım, agroekoloji gibi politik olarak öne çıkarmaya çalıştığı hususları da vurgulamak gerek.

KAYNAKLAR:

  1. IPCC, 2021: Summary for Policymakers. In: Climate Change 2021: The Physical Science Basis. Contribution of Working Group I to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [Masson-Delmotte, V., P. Zhai, A. Pirani, S. L. Connors, C. Péan, S. Berger, N. Caud, Y. Chen, L. Goldfarb, M. I. Gomis, M. Huang, K. Leitzell, E. Lonnoy, J.B.R. Matthews, T. K. Maycock, T. Waterfield, O. Yelekçi, R. Yu and B. Zhou (eds.)]. Page: 5. Cambridge University Press. In Press.
  2. “En zengin yüzde 1’lik kesimin karbon emisyonu, insanlığın en fakir yarısının emisyonunun iki katından fazla.” Tim Gore, Mira Alestig ve Anna Ratcliff’in yardımlarıyla, OXFAM, Confronting Carbon Inequality, Putting climate justice at the heart of the COVID-19 recovery, 2020.
  3. Beth Timmins, BBC News, “Net zero targets ‘unrealistic’ says Oxfam report”.
  4. Leo Hickman, Guardian, James Lovelock on the value of sceptics and why Copenhagen was doomed, 2010. George Monbiot, Guardian, Extinction Rebellion is showing Britain what real democracy could look like, 2020.
  5. Barış Doğru, Süheyla Suzan Gökalp Alıca, İklim Mücadelesinde Ekonomik, Sosyal ve Ekolojik Adalet, sayfa: 11, 2019, Ankara.
  6. Brian Barry, Sosyal Adalet Neden Önemlidir, 19 ve 20. bölümler, 2017, İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları.
  7. Gülşah Tırış & Ceren Uysal Oğuz, İklim Adaletine Demokrasi Perspektifi ile Bakmak: Ekolojik Demokrasi, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Son Dönemeç: Ekolojik Kriz, Yıl:24, Sayı: 95, sayfa 90.
  8. Dirk Vansintjan, RESCOOP, The energy transition to energy democracy, sayfa: 43 – 46, 2015.
  9. Editör: Lucia Ruggeri, Needs and Barriers of Prosumerism in the Energy Transition Era, sayfa: 98- 109, Dykinson, March, 2021, Madrid.
  10. Yeşil Düşünce Derneği, Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri İçin Yönetmelik Değişikliklerine Yönelik Bilgi Notu, 2021.
  11. Dr. Maja Göpel ve Catherine Pearce, World Future Council Foundation, Guarding Our Future, How to include future generations in policy making, Sayfa: 5- 9, Mart, 2018.
  12. Alice Vincent, UN Chorincle, Ombudspersons for Future Generations: Bringing Intergenerational Justice into the Heart of Policymaking.
  13. Barış Gençer Baykan, Gelecek Kuşakların Haklarını Kim Koruyacak? Yeşil Ombudsmanlar, sayfa 82 – 85 EKOIQ, Haziran, 2012. Editör: Mahmut Boynudelik, Ekolojik Anayasa, sayfa 114 Yeni İnsan Yayınevi, 2011. Gökçe Şencan, Dr. Fırat Akova, Anıl Kemal Aktaş, İklim Krizine Karşı Yeşil Adil Dönüşüm: Türkiye İçin Politika Önerileri, sayfa: 32 – 33, Kasım, 2021.
  14. İklimi değil sistemi değiştir!
  15. Green House Think Tank, Zero Carbon Policy Toolkit Booklet, sayfa: 20, Ekim, 2021.
  16. Fuso Nerini, F., Fawcett, T., Parag, Y. ve diğerleri. Personal carbon allowances revisited. Nature Sustainability 4, sayfa: 1025–1026 (Ağustos, 2021). https://doi.org/10.1038/s41893-021-00756-w.
  17. Gündüz Vassaf, Ne Yapabilirim? Geleceğe Kartpostallar, sayfa: 96 – 98, 2016, İletişim Yayınları İstanbul.

DİPNOTLAR:

[1] Yağız Abanus, hukukçu, sivil toplum kuruluşu çalışanı ve Türkiye Yeşiller Partisi Yürüme Kurulu üyesidir. Enerji demokrasisi, iklim değişikliği için kamu harcamaları ve iklim kanunu gibi konular hakkında çalışmalar yürütmektedir.

Görsel tasarım: Olcay Özkaplan

Önceki İçerikİklim krizini aşmak; başka bir dünya, ama nasıl ?
Sonraki İçerikEditörden