Yazarlar: Dmytro Averin [1], Freek van der Vet [2], Iryna Nikolaieva [3], Nickolai Denisov [4]
Çeviren : Eren Yılmaz, Ali Serdar Gültekin

Ukrayna’daki savaş, dünyanın en yoğun sanayileşmiş ve kirletilmiş bölgelerinden biri üzerinde devam ediyor. Sovyet ağır sanayisinin mirası zaten bir halk sağlığı felaketiydi, ancak Rus işgali bu bölgelerde yaşayan insanların muhtaç olduğu doğal sistemlere daha fazla zarar verme riski taşıyor. Çatışmanın ekolojik etkileri, savaş durduğunda bile şiddetin gelecek nesiller boyunca hissedileceğini hatırlatıyor.

Savaş her zaman çevreyi kirletir, özellikle de tehlikeli endüstrilere zarar verdiğinde. 2014-2022 yılları arasında, Ukrayna’nın doğusunda, sanayinin yoğun olduğu bir bölge olan Donbas’ta yaşanan çatışmalar, bölgede yaşayan insanlara çevre ve halk sağlığı açısından önemli riskler oluşturmuştur. Rusya’nın nükleer santralleri ele geçirerek Ukrayna’yı tamamen işgal etmesi ve şehirlere, termik santrallere ve tehlikeli tesislere sahip sanayi kuruluşlarına saldırması, çevre ve halk sağlığı felaketi tehdidini önemli ölçüde artırmaktadır. Savaş ilerledikçe gerçekler zarar görmekte ve doğrudan yanıltıcı haberlerle birlikte sahada çevresel izlemeye erişimin engellenmesi de çevresel zararı anlama ve sınırlama kapasitemizi zayıflatmaktadır.

Ukrayna’da çevre felaketi

Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş, çok sayıda sivil kayıp ve insanların daha önce görülmemiş bir şekilde yerlerinden edilmesinin yanı sıra, sadece Ukrayna’da değil, Rusya, Belarus, Moldova ve Doğu Avrupa’nın büyük bir bölümünde de çevre ve halk sağlığı açısından vahim sonuçlar doğuracaktır. Savaşın çevreye verdiği zararın uzun vadeli etkileri; kalıcı kirlilik, ekosistemlerin, verimli toprakların ve geçim kaynaklarının kaybından, Ukrayna gibi sanayileşmiş bir ülkede yaşanması kuvvetle muhtemel endüstriyel felaketlerin büyük ölçekli ve bölgesel sonuçlarına kadar uzanabilir.

2013 ve 2014 yıllarında, hükümetin Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması imzalamaktan vazgeçme kararına tepki olarak Ukrayna genelinde yaşanan protesto dalgasının ardından, Rusça konuşan çoğunluğun yaşadığı Donbas bölgesinde Rusya yanlısı protestolar patlak verdi. Rusya’nın gizli desteği ve teşvikiyle 2014 yılı boyunca Donbas’taki protestolar ve hükümet binalarının işgali, Ukrayna silahlı kuvvetleri ile Rus birlikleri ve paramiliter güçler tarafından desteklenen ayrılıkçı milisler arasında bir savaşa dönüştü. Her ne kadar Rusya sürekli olarak savaşa müdahil olduğunu inkâr etse de, vekillerini yerleştirerek, silah sağlayarak ve askeri varlık göstererek Donbas bölgesinin bazı kısımları üzerinde fiili kontrol kurdu. O zamandan bu yana Donbas’ta kendinden menkul Donetsk Halk Cumhuriyeti (DPR) ve Luhansk Halk Cumhuriyeti (LPR) işkence ve zorla yerinden etme gibi çok sayıda ağır insan hakları ihlali gerçekleştirdi. Son sekiz yıl boyunca hiçbir zaman tamamen durmayan bombardımanın yanı sıra, bölgede yaşayan insanlar elektrik, ısınma ve içme suyu kesintileriyle de baş etmek zorunda kaldı. 

Zoï Environmental Network, Ecoplatform, CEOBS, PAX, Environment-People-Law, Truth Hounds ve AGİT gibi çok sayıda Ukraynalı ve uluslararası kuruluş, Doğu Ukrayna’daki Donetsk ve Luhansk illerini kapsayan Donbas’taki savaşın bölgesel çevre ve halk sağlığına etkileri konusunda yıllardır uyardılar. Yaklaşık 4500 maden, metalürji ve kimya işletmesine ev sahipliği yapan Donbas bölgesi daha önce de kirletilmişti ve şu anda “Avrupa’nın en önemli insan kaynaklı çevresel yüküne” ev sahipliği yapıyor. Bu endüstrilerin yüzde sekseni çevreye tehdit oluşturan tehlikeli tesislere sahip. Bölge; ağır madencilik, kimya ve enerji endüstrisinin endüstriyel atıkları ile toksik maddelerini depolayan büyük havuzlardan oluşan Ukrayna’nın 465 Atık Depolama Tesisinden (TSF) 200’üne ev sahipliği yapıyor. Bu işletme ve tesislerden bazıları sahipleri tarafından terk edilmiş ya da bakımsız durumdadır. Birçoğu çatışma hattının hemen yakınındaydı.

Çatışma başladığından beri terk edilmiş kömür madenleri Donbas’ı zehirli ve bazen de radyoaktif maddelere boğuyor. Maden üretimindeki ani kesintiler pek çok çevresel riski beraberinde getiriyor: maden suyunun sürekli pompalanması gerekiyor; pompalama durursa zehirli su maden kuyularına doluyor ve yukarı doğru hareket ederek sonunda yeraltı ve içme suyuna ulaşıyor ve kirletiyor. Maden kuyularının çoğu birbirine bağlı olduğu için bir kuyudan çıkan kirli su diğerlerine de yayılıyor. Örneğin Yunyi Komunar (Yunkom) madeninde 1979 yılında sıkışan gazı serbest bırakmak için bir nükleer patlama meydana geldi ve bu patlama yüzünden Luhanska, Proletarska ve H.H. Kapustin madenleri de radyoaktif atık içerebilir. Yunyi Komunar madeninde meydana gelen su baskınına ilişkin haberler, kirli suyun yeraltı sularına karışarak içme suyunu kirleteceği korkusuna yol açtı. Atık Depolama Tesislerinin barajlarında meydana gelebilecek kırılmalar gibi gelecekteki çevresel acil durumlar, Donbas bölgesinin büyük bir kısmı için de birincil içme suyu kaynağı olan Siverskyi Donets Nehri’ni kirletebilir ve sınır ötesi kirlilik teorik olarak Azak Denizi’ne ve nihayetinde Karadeniz’e ulaşabilir.

Uluslararası ve ulusal raporların hali hazırda tespit ettiği bu çevre ve halk sağlığı riskleri, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle birlikte önemli ölçüde artacaktır. Rusya’nın işgalinden birkaç gün önce, bir MLRS Grad roketi Schastia’daki Luhansk Termik Santraline isabet ederek elektrik kesintilerine ve siyah duman bulutlarına neden oldu. 13 Mart’ta bombardıman, Ukrayna’nın en büyük kok kömürü üreticisi olan ve çoğunlukla sanayi sektöründe kullanılan Avdiivka Kok Fabrikası’nın üretim atölyelerine ve boru hatlarına zarar verdi. Tesisin kritik tesislerinin hasar görmesi zararlı maddelerin salınımına neden olabilir. Avdiivka kasabasına ısı sağlayan termik santrali de saldırı sırasında hasar gördü. Donbas’ta ve Ukrayna’nın geri kalanında başka pek çok endüstri de zarar gördü. Sumy’de Rus bombardımanı zehirli amonyak sızıntısına yol açtı. Donetsk ve Mariupol dahil olmak üzere çok sayıda Ukrayna şehrinin su tedariki savaş başlamadan hemen önce ve özellikle de çatışmaların ilk ayında bombardıman nedeniyle kesintiye uğradı.

Bugün PAX, Çatışma ve Çevre Gözlemevi ve Zoï Çevre Ağı gibi birçok STK ve gözlemci, Rusya’nın Ukrayna genelinde nükleer ve hidroelektrik santralleri, yakıt boru hatları ve depoları ile diğer endüstriyel altyapıya saldırdığını bildirmektedir. Şehirlerin gelişigüzel bombalanması sadece akut insani acılara yol açmakla kalmaz, aynı zamanda kentsel çevreyi tahrip eder ve dramatik bir şekilde kirletir, bu da bu savaşın insani acılarını uzatır ve derinleştirir.

Nükleer korkular ve zehirli seller

Bu savaşın ciddi çevresel riskleri en başından beri açıktı. Rus birliklerinin 1986 nükleer felaketinin yaşandığı Çornobil Nükleer Santrali’nin yasak bölgesinden geçmesi gama radyasyonunun yükselmesine neden oldu. 9 Mart’ta elektrik kesintisi, bitkin personel ve Çornobil Nükleer Santrali ile iletişimin kesildiğine dair haberler, radyasyon yüklü kazaların meydana gelebileceğine dair endişeleri daha da arttırdı. 10 Mart’ta bir hava saldırısı Kharkov’daki “Source of Neutrons” araştırma nükleer tesisinin güç kaynağını kesti. Rus tanklarının açtığı ateş Zaporiz’ka Nükleer Santralindeki reaktörlere zarar vererek onları devre dışı bıraktı ve elektrik şebekesini kapattı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) daha sonra yaptığı güncellemede Ukrayna’daki tüm faal reaktörlerdeki radyasyon seviyelerinin normal olduğunu bildirmiş olsa da, bunu teyit etmenin doğrudan bir yolu yoktur ve cephe hattına yakın nükleer tesislerin güvenliği hala büyük ölçüde tehlikeye altındadır.

İnsanların köklü nükleer felaket korkuları olsa da, kimya ve madencilik endüstrilerinin hasar görmüş ve sızıntı yapan Atık Depolama Tesisleri’nden kaynaklanan felaketler de aynı derecede endişe vericidir. Uzaktan bakıldığında durgun gölleri andıran bu büyük ve barajlı yapılar, madencilik sürecinden kaynaklanan zehirli çamur, su ve artık cevheri depolamaktadır. Bu tesisler gözetimsiz bırakıldıklarında hasar görmeye meyillidir ve kirlenmiş atık suyu çevreye sızdırarak sonunda yeraltı ve yerüstü sularına ulaşabilir.

Atık Depolama Tesisleri iç erozyon, bakım eksikliği veya askeri tehditler gibi dış tehlikeler nedeniyle hasara uğrayabilir. Baraj arızalarına bağlı felaketler dünya çapında giderek yaygınlaşmaktadır. Sadece on yıl önce Finlandiya’nın Sotkamo kenti Talvivaara madeninde -esas olarak nikel ve çinko madenciliği yapan ve yan ürünü uranyum olan bir şirket- meydana gelen sızıntı, en az 100 hektarlık göl ve bataklık alanını ağır metaller ve uranyumla kirletmiştir. 2000 yılında Romanya’nın Baia Mare kenti yakınlarındaki altın madenciliği şirketi Aurul’un yol açtığı siyanür sızıntısı, Tisza Nehri’ni ve Tuna Nehri’nin uzun bir bölümünü kirletmiş ve o dönemde Çornobil’den bu yana Avrupa’da yaşanan en kötü çevre felaketi olarak anılmıştır.

Bugün Ukrayna’da yaşanan savaş, altı milyar tondan fazla zehirli atığın bulunduğu 465 depolama tesisini kaza sonucu ya da kasıtlı olarak çıkarılan yangınlar nedeniyle büyük zarar görme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Ukrayna’daki Atık Depolama Tesislerinin yaklaşık yüzde 60’ı eski ve bazıları sahipleri tarafından terk edilmiş durumda. Neredeyse dörtte üçünün de potansiyel tehlikeli olduğu düşünülüyor. Birçok depolama tesisi su kaynaklarından metrelerce uzakta ve şehirlere yakın konumdadır. Olası arızalar, Ukrayna’nın Rusya, Moldova ve Belarus’a akan Dinyester, Dnipro ve Siverskyi Donets gibi büyük nehirlerinin kirlenmesine yol açabilir.

Çevre savaşı ve yanıltıcı haberler (dezenformasyon)

Ukrayna’daki savaş, savaş zamanında çevreyi koruma ile çevreye verilen zararlardan devletleri ve bireyleri sorumlu tutma becerimiz konusunda ihtiyatlı şekilde artan iyimserliğin ortasında vuku buluyor. Yakın zamana kadar savaş ve çatışmaların çevresel sonuçları uluslararası politikada büyük ölçüde göz ardı ediliyordu. Eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, 2014 gibi yakın bir tarihte, çevrenin savaşın sessiz bir zayiatı olduğundan söz etmişti. BM Uluslararası Hukuk Komisyonu (PERAC) tarafından 2022 yılında tamamlanması beklenen silahlı çatışmalarla ilgili olarak çevrenin korunmasına yönelik ilkelerin düzenlenmesi ile ekokırımın önerilen yeni yasal tanımı gibi son gelişmeler; silahlı çatışma sırasında çevreye verilen zarar için yasal hesap verebilirlik ve çözüm için iyimserlik tazelemiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanının çevreye karşı işlenen suçları da kapsayacak şekilde genişletmek; ikna edici kanıt eşiği ulaşılamayacak kadar yüksek ve aktif bir savaş sırasında güvenilir veri toplanması olağanüstü zor olsa bile, mücadeleyi daha da güçlendirecektir.

Düzenli çevresel izleme faaliyetlerindeki aksamalar, savaş bölgesindeki sahalara erişim eksikliği, ana akım ve sosyal medyadaki güvenilmez bilgilerin yanı sıra doğrudan yanıltıcı haberler de bu zorluğa katkıda bulunmaktadır. Çevre hakkındaki bilgiler artık adeta silah haline geldiği için; özellikle bu sonuncusu, yani yanıltıcı haberler, kimyasal, biyolojik ve hatta radyoaktif içeriklerle yapılacak muhtemelen planlı “hedef saptırma/yanıltma” operasyonlarına işaret etmektedir. 2018 yılında bir hacker grubu tarafından dağıtılan sahte belgeler, ABD ve Ukrayna makamlarının Vakelenchuk depolama tesisindeki nükleer atıklardan elde edilen radyoaktif maddelerle su kaynaklarını zehirlediğini iddia etti. Yine, Ukraynalı bir çevre örgütü, Savur-Mohyla’daki bombardıman ve çevresel hasara ilişkin raporunun, bulgularını bombardımanın suçunu Ukrayna’nın üzerine atmak için kullanan Rus uzmanlar tarafından ele geçirildiğini iddia etti.

Bugün 4,2 milyon Ukraynalı mülteciyle birlikte çevre uzmanlarının da yerlerinden edilmesi ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalması yüzünden uzmanlık ortadan kalktıkça savaş zamanında bu tür bilinçli yanıtlıcı bilgilendirmelerle mücadele etmek giderek zorlaşıyor. Yine de birçoğu çalışmalarına devam ediyor. Bu savaşın çevreye verdiği zararın hesapsız kalmamasını sağlamak için hem Ukrayna içinde hem de uluslararası toplum arasında çabalar da artıyor.

Bu bağlamda, Kızıl Haç gibi uluslararası örgütler, Ukrayna’daki tehlikeli tesislere yönelik saldırıların durdurulması için uluslararası insancıl hukuk temelinde müzakerelerde bulunarak felaketlerin önlenmesinde önemli bir rol oynayabilir. Cenevre Sözleşmesi ile silahlı çatışmalarda doğal çevrenin korunmasına ilişkin Kılavuz İlkeler kapsamında; barajlar, bentler ve nükleer elektrik üretim istasyonlarına ilişkin yasaklara dair kurallar bulunmaktadır.

Uluslararası toplum, temel verilerin toplanması ve değerlendirilmesini desteklemenin ve her düzeyde zayıflamış çevre otoritelerine yardım eli uzatmanın yanı sıra; çevrenin restorasyonu da dâhil olmak üzere Ukrayna’nın savaş sonrası toparlanmasını desteklemek için önemli çabalar sarf etmeye hazırlanmalıdır. Ayrıca Ukrayna’ya, ülkeyi ve ekonomisini yeniden inşa etme gibi muazzam bir görevi, yeni çevresel maliyetler pahasına gerçekleştirmemesini sağlamada yardımcı olmak da elzem olacaktır.

Bu yazının aslı, İngilizce olarak Green European Journal’da yayımlanmıştır. 
BU YAZI, AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN YEŞİL AVRUPA VAKFI’NA SAĞLADIĞI FİNANSAL DESTEK İLE ÇEVRİLMİŞTİR. AVRUPA PARLAMENTOSU, YAYININ İÇERİĞİNDEN SORUMLU DEĞİLDİR.

[1] Dmytro Averin: Zoï Environment Network’ün Ukrayna merkezli bir çevre uzmanıdır.

[2] Freek van der Vet: Helsinki Üniversitesi’nde silahlı çatışmalarda çevrenin korunmasına ilişkin “Toksik Suçlar Projesi” nin Baş Araştırmacısıdır. 

[3] Iryna Nikolaieva   : Kiev merkezli bir çevre uzmanı ve denetçisidir ve çevresel denetimler için metodolojilerin yazarıdır.

[4] Nickolai Denisov : Cenevre’deki Zoï Environment Network’ün kurucu ortağı ve müdür yardımcısıdır. Çevre / coğrafya alanında doktora derecesine sahiptir ve çevresel değerlendirme, bilgi yönetimi ve iletişim alanlarında otuz yılı aşkın deneyime sahiptir.

Önceki İçerikAVRUPA YEŞİL PARTİLERİ HÜKÜMETE GİRMELİ Mİ?
Sonraki İçerikUKRAYNALI KADINLAR NEREDE?