Yazan: Roderick Kefferpütz [1]

Çeviren: Gizem Kastamonulu

Jeopolitik 21. yüzyılda tüm gücüyle geri döndü. Ursula von der Leyen’in “Jeopolitik Komisyonu” Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın başarılı olması için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olmalı. Roderick Kefferpütz, AB’nin planlarının jeopolitikleştirilmesinin ne anlama geldiğini ve neden Yeşiller’in önümüzdeki yıllarda bu işi ciddiye almaları gerektiğini inceledi.

On yıldan uzun bir süre önce, dünya Büyük Depresyon’dan beri yaşanmış en kötü ekonomik ve finansal krize sürüklendi. Hükümetler krize cevap olarak hızlı bir şekilde milyarlarca dolarlık ekonomik teşvik paketleri hazırladı. Bu kriz Yeşil Yeni Düzen konseptinin doğmasını sağladı. Ekonomik teşvik paketlerinin hem ekonomiyi canlandırmak hem de iklim değişikliğini önlemek amacıyla kullanılması fikri ilgi görmüştü. Maalesef, sadece birkaç hükümet bunun peşini bırakmadı.

On yıl sonra bu fırsat yeniden karşımızda. Dünya ekonomisi yine iklim felaketinin arasında yaşanacak bir ekonomik gerilemenin kıyısında duruyor. Bu durumda, Yeşil Yeni Düzen bize bir kazan-kazan fırsatı sunuyor olabilir.

Ursula von der Leyen başkanlığındaki yeni Avrupa Komisyonu bu gerçeklikleri kabul etme noktasına geldi ve kendi “Avrupa Yeşil Mutabakatı”nın duyurusunu yaptı. Avrupa’nın en çok öne çıkan politikası, AB’yi 2050 yılına kadar karbon nötr hale getirme amacını taşıyan yeni bir ekonomik büyüme stratejisi. Komisyon’un, Avrupa’daki tüm yeşil partilerin yıllardır savunuculuğunu yaptığı türden bir ajanda geliştirmesinin vakti çoktan gelmişti.

Yeşil Yeni Düzen her zaman ekonomi ve iklim meselelerini birbirleriyle ilişkilendirmek ve beraberce çözmeye çalışmakla ilgiliydi. Yeşiller’in tutarlı bir ekonomik ve finansal politika geliştirmelerine ve politik olarak büyürken içinde bulundukları eko-nişlerinin dışına çıkmalarına izin verdi. ‘Büyük Durgunluk’u takip eden yıllarda, Yeşil Yeni Düzen manşetlerde yer buluyor, Yeşiller politik programlarıyla giderek daha fazla tanındığından, bu politika da zamanın politik ruhuna uyum sağlıyordu.

Jeopolitiğin dönüşü

21. yüzyılın ilk on yılında geliştirilmiş bir kavramın 2020’lere herhangi bir güncelleme yapılmadan aktarılabileceğine inanmak saflık olurdu. Dünya değişti. Bugünün meseleleri artık sadece ekonomik, sosyal ve çevresel meselelerden ibaret değil. Jeopolitik bütün gücüyle geri döndü. Tıpkı tarihçi Robert Kagan’ın dediği gibi: ‘Orman yeniden büyür’. Temelden bir jeopolitik yeniden düzenlemenin ortasında, uluslararası düzen yıkılıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin hegemonya çatışmasına kilitlenmiş durumda. Orta doğu barut fıçısı. Liberal demokrasi inzivaya çekilmiş. Dünya Ticaret Örgütü varoluşsal bir krizle karşı karşıya. Korumacılık yükselişte. NATO ve transatlantik ilişkileri gergin. Hiçbir dünya düzeni sonsuza dek sürmez. 

Bilgiyi paylaşmamaya dair bir zihniyetin her an her yerde olduğu görülüyor- jeopolitik ve Avrupa Yeşil Mutabakatı birbirinden ayrı bir şekilde sürdürülüyor. Jeopolitik bir dünyada, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın da jeopolitik hale getirilmesi gerekiyor.

Bu koşullar altında, jeopolitik en önde ve merkezde yer alır. Her politikanın ve politik meselenin içine dahil edilerek, her birini kesecek şekilde ele alınmalıdır. Yeni AB Komisyonu bunu anlamışa benziyor. Ursula von der Leyen bunun ‘jeopolitik bir Komisyon’ olacağına söz vermişti. AB dış politika şefi Josep Borrell bunu çok çarpıcı bir şekilde dile getirdi; AB’nin “güç dilini kullanmayı öğrenmesi” gerektiğini söyledi. Ancak, bunun henüz gerçekleştiği söylenemez. Bilgiyi paylaşmamaya dair bir zihniyetin her an her yerde olduğu görülüyor- jeopolitik ve Avrupa Yeşil Mutabakatı birbirinden ayrı bir şekilde sürdürülüyor. Jeopolitik bir dünyada, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın da jeopolitik hale getirilmesi gerekiyor.

Güvenlik ve ekonomi alanları giderek birbirine bağlı hâle geldi. Mesele artık sadece ekonomik değil jeo-ekonomik. Açık piyasaların neoliberal amentüsü, başıboş serbest ticaret ve ‘bırakınız yapsınlar’ artık sona erdi. Devlet, siyaseti, güvenlik çıkarlarını ve ekonomiyi birbirine katarak geri döndü. Huawei’nin 5G’nin geliştirilmesindeki rolü, Çin’in Kuşak-Yol İnisiyatifi, ABD’nin Kuzey Akım 2 boru hattına karşı koyduğu yurtdışı yaptırımlar ve ABD’nin Çin’e yapılacak yüksek teknoloji ürünü ihracatına denetleme getirmesi, açıkça jeo-stratejik bir çıkar gözeten ekonomik meselelerdir.

Stratejik düşünen bir mutabakat

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı jeopolitikleştirme, yeşillerin artık kavraması gereken bir görev. Son yıllarda ekonomi politikaları profilini güçlendiren yeşil partiler, artık jeopolitik profilleri üzerine çalışmaya başlamalı. Bu çalışma daha geniş bir kavramsal çerçeve ve strateji geliştirilmesini de içermekte -yeşillerin geleneksel barışçıl kökenleri ve güç politikalarına karşı sahip oldukları şüpheci yaklaşım göz önüne alındığında, bu çok da kolay bir görev değil. The Economist’in yakın zamanda yazdığı gibi: “Yeşillerin pek çoğu, içgüdüsel barışçıl tutumlarını uzun zaman önce değiştirdi”; ancak dış politika dürtüleri, ister Çin ister Rusya hakkında olsun, “daha geniş bir strateji oluşturmaya yetmedi.” [2]

Jeopolitik değerlendirmeler, üç farklı perspektifi içermeli. Birincisi; Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın mevcut jeopolitik meydan okumalara ilişkin katkısını hesaba katmalı. İkinci olarak, Avrupa enerji dönüşümünün dünyanın geri kalanı üzerindeki etkileri üzerine düşünmeli. Üçüncü olarak da, AB içindeki potansiyel etkilerini ve bunların potansiyel yayılma neticelerini hesaba katmalı.

Yukarıda bahsettiğimiz birinci meselede, Avrupa giderek daha güç bir pozisyonda. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin çok taraflı düzenin altını oyarak, etki alanları için mücadele ediyor. Avrupa, her iki tarafın da AB’ye ve üye ülkelerine bir taraf seçmeleri için baskı yapması ile bir dereceye kadar ortada kalmış durumda. Avrupa’nın geniş çaplı ihracatı, ekonomik olarak faydalı olsa da, politik olarak onu kırılgan bir duruma düşürmekte. Her iki aktörün de sahip olduğu ihracat bağımlılığı ve Avrupa’da doğrudan yabancı yatırım isteği, Avrupa için bir tür Aşil’in topuğu haline geliyor.

Tamamen yenilenebilir ve verimli enerji sistemine geçiş, Avrupa’nın ekonomisini otokratik devletlerden aldığı petrol ve doğalgazdan kurtararak, gaz ihracatçısı Rusya’nın etkisini azaltacaktır.

ABD ve Çin, Almanya’yı otomotiv sektörü bakımından ele geçirmiş durumda. Pekin, Almanya’yı Huawei’nin 5G networkünü engellerse daha az araba ithal edebileceği konusunda uyarırken; Washington, Almanya’nın İran nükleer anlaşmasının tahkim mekanizmasını devreye sokmaması durumunda Avrupa’dan ithal ettikleri araçlara gümrük vergisi koyma tehdidinde bulunmuştu (daha sonra da yaptı). Financial Times’ta yazan Wolfgang Münchau taşı gediğine koydu: “Eğer Avrupa modern zamanların Metternichlerine ya da Talleyrandlarına sahip olsaydı, işe önce bu zafiyetin üzerine eğilmekle başlarlardı: şantajları sona erdirmek için ihracat fazlasına olan bağımlılığı durdurun” [3]

Avrupa Yeşil Mutabakatı bu zafiyete çözüm bulabilir. Ekonomiyi çeşitlendirmek ve iç-kaynaklı tüketimi artırmak, dışarıya olan ekonomik bağımlılıkları azaltabilir. Bu aynı zamanda AB’yi, küresel karbonsuzlaşma yönündeki eğiliminden faydalanabileceği iyi bir pozisyona da sokar. Temiz teknoloji yarışı başladı. Avrupa bu yeni stratejik endüstride standartların, finansmanın ve düzenleyici rejimin belirlenmesinde en avantajlı konumda. Bu bağlamda Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’nın sınırlarında ve ötesindeki ülkelerde sürdürülebilir altyapıyı teşvik ederek, Avrupa’nın Bağlantısallık Stratejisi (Connectivity Strategy)’nin bir ayağı olabilir. Komşu ülkeleri AB’nin enerji ağına dahil etmek, ekonomik bağları derinleştirir ve Çin’in Kuşak-Yol İnisiyatifi (Belt and Road Initiative- BRI)’nde olduğu gibi endüstriyel standartları belirleme ve ekonomik tahakküm kurma zorbalığını engelleyebilir.

Enerji, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın kilit jeopolitik özelliğidir. Enerji güvenliği, Yeşil Yeni Düzen fikrinin geçtiğimiz dönemde yeterince dikkat çekmeyi başarmış tek jeopolitik yönüdür. Tamamen yenilenebilir ve verimli enerji sistemine geçiş, Avrupa’nın ekonomisini otokratik ülkelerden aldığı petrol ve doğalgazdan kurtararak, gaz ihracatçısı Rusya’nın etkisini azaltacaktır. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Paris iklim hedeflerine cevap verirken, çok taraflı düzeni de güçlendirecektir. Bir iklim politikası olarak, gelecekte çatışmalardan mülteci hareketlerine pek çok jeopolitik olayı tetikleme potansiyeline sahip kuraklıkların, sellerin ve susuzluğun gerçekleşme ihtimalini azaltacaktır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir politika olarak, avroyu uluslararası piyasada güçlendireceği bile söylenebilir. Avrupa Konseyi Dış İlişkiler Direktörü Mark Leonard, yeşil finans piyasalarının desteklenmesi ve yeşil tahvillerin tedavüle girmesiyle, “Avrupa’nın diğer güçlerden daha fazla ekonomik bağımsızlık sağlayabileceğini ve avroyu küresel bir para birimi olarak kabul ettirmeye başlayabileceğini” savundu. [4]

Sonuçları Hesaplamak

Bununla birlikte, Avrupa Yeşil Mutabakatı politikalarının jeopolitik sonuçları göz ardı edilemez. Petrol ülkeleri artık Avrupa’nın onlardan petrol satın almasına bel bağlayamadığında, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesine ne olacak? Fosil yakıt sonrası kurulacak düzende onları nasıl bir gelecek bekliyor? Politik-ekonomik değişimin Avrupa’nın yakın komşu ülkelerinde bir bölgesel istikrarsızlığın, çatışmaların ve vekâlet savaşlarının kaynağı olması muhtemeldir. Bölgenin, küresel petrol üretiminin yarısından fazlasından sorumlu ulusal petrol ve gaz şirketleri, varlıkları değer kaybettiğinde ciddi sorunlarla karşılaşacak. Uluslararası Enerji Ajansı, devlet enerji gruplarının temiz yakıtlara geçmeye hazır olmadığını belirtti: “Büyük ulusal petrol şirketlerinin hiçbiri, kendi hükümetleri tarafından yenilenebilir enerjide liderlik rolü oynamak için görevlendirilmedi.” [5] Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Katar gibi ülkelerde petrol ve gaz satışları hala daha mali gelirlerin yüzde 60’tan fazlasını oluşturmaya devam etmekte. Dünya’daki yeni enerji rejimi, kazananlar ve kaybedenler yaratacak. Avrupa Yeşil Mutabakatı, kaybedenlere yeni iklim düzeninde oynayacakları bir rol sağlamalıdır.

Bunu sağlamanın bir yolu, bu ülkelere Avrupa ile bağlantılı, iddialı yenilenebilir enerji altyapıları (DESERTEC projesi gibi) [6] oluşturmalarına yardım etmek; bu sayede AB’nin yenilenebilir elektrik ithal etmesi ya da bölgedeki güneş enerjisinin hava ulaşımı ya da uzun mesafeli yük taşımacılığı için ithal edilecek hidrojenin üretiminde kullanılmasını sağlamak olabilir. Eski enerji düzeni arkada bırakılmalıdır. Fakat, Avrupa’nın komşularının bu yeni dünyada kendilerine bir yer bulabilmesi gerekir. İdeal olarak, bölgeye verilecek destek yolsuzluk, şeffaflık, demokrasi ve insan hakları alanında yapılacak reformlarla ilişkilendirilmelidir.

Avrupa Birliği’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı politikaları etrafında farklılaşan çıkarların farkında olması gerekir. Sınırda karbon vergileri düzenlemesi önerisi, çevresel açıdan “eşit şartlar sağlamak” amacıyla tasarlanmıştır. Bir taraftan, iklim gümrük vergileriyle Avrupa şirketlerinin dezavantajlı bir konumda rekabet etmemesi güvence altına almalı. Öte yandan, karşı tarifelerin gelmesine ve uluslararası ticaret düzenini baltalayan daha kapsamlı ticaret savaşlarına yol açabilir.

AB birbiriyle çatışan amaçlar arasında dikkatli hareket etmek zorunda kalacak. Yeşiller serbest ticaret anlaşmalarına ilişkin muhalefetlerini sıklıkla dile getirdiler. Çok taraflılığın ve uluslararası ticaretin saldırı altında olduğu bir dünyada, mükemmel olmasa bile, bazı ticaret anlaşmalarının genel düzeni yeniden kazanmak için gerekli araçlar olup olmayacağını düşünmeleri gerekir.

Sonuncu ama bir o kadar önemli bir başka nokta ise, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın, AB içinde kazananlar ve kaybedenler yaratacak bir geçiş politikasına dönüşmemesi gerektiği. Mark Leonard mutabakatın Avrupa’yı ‘ya rezil ya da vezir edeceği’ konusunda uyardı. Avrupa’yı birleştirici bir platform olup, onu Çin ve ABD karşısında güçlendirebilir ya da Avrupa’yı Doğu ile Batı arasında ikiye bölebilir. Eğer ikincisi gerçekleşirse, Çin gibi üçüncü taraflar, Avrupa’nın daha da bölünmesini kolaylıkla gerçekleştirecektir.

Çin Merkez ve Doğu Avrupa’da verdiği yatırım sözleriyle çoktan bir yer edinmiş durumda. Bu bölgenin sürdürülebilir bir ekonomiye geçiş için yeterli mali desteğe ihtiyacı var. Bu destek, Merkez ve Doğu Avrupa’nın 21. yüzyıla uyum sağlamalarına yardım edecek bir Marshall Planı karakterine bürünme potansiyeli taşıyor. AB üye ülkelerine Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda doğrudan çıkar sağlamak, AB karşıtı olumsuz şartlarla gelen yabancı yatırım tekliflerini daha az tatminkar hale getiriyor. Almanya’nın Avrupa’daki kemer sıkma hamlesi, ekonomi dibe vurduğunda ve AB ekonomik zorluk yaşayan üye ülkeleri desteklemediğinde neler olabileceğini gösterdi. AB’den hiçbir yatırım gelmemesi sebebiyle, Çin Yunanistan’da stratejik varlıklar satın alarak bir etki alanı oluşturdu.

Avrupa Yeşil Mutabakatı, jeopolitik çağımızın gerçekliklerini kabul etmelidir- yeni Komisyon için bu iddialı bir görev. Tüm farklı hizmet birimleri ve AB departmanları birbirleriyle konuşmak zorunda kalacak ve yurtdışındaki AB büyükelçilikleri ve temsilcilikleri jeopolitik ve enerji geçişini düzene koymak için uygun şekilde eğitilmiş personel almak zorunda kalacak. Yeşil partiler de güçlendikçe, jeo-strateji hakkında düşünmeye başlamalı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yeşiller, Avrupa Yeşil Mutabakatı için gereken bir jeopolitik stratejinin geliştirildiğinden emin olmak için AB kurumlarının paçalarını tutuşturmalılar. Jeopolitik olarak yönetmeye geç kalmaktansa, bir an önce hazırlanmak daha iyidir.

DİPNOTLAR

[1] Roderick Kefferpütz, Almanya’nın tek yeşiller liderliğindeki bölgesel hükümeti olan Baden-Württemberg Eyalet Bakanlığı’nda Politika ve Strateji Biriminin Başkan Yardımcısıdır.

[2] “From Protest to Power – The stars have aligned for Germany’s Greens”. The Economist. 2 Ocak 2020.

[3] Wolfgang Münchau. “There is a void where European foreign policy should be”. Financial Times. 19 Ocak 2020.

[4] Mark Leonard. “The Green Deal will make or break Europe”. Project Syndicate. 13 Aralık 2019.

[5] “State oil companies underprepared for transition to cleaner fuels”. Financial Times, 20 Ocak 2020.

[6] The DESERTEC Projesi 2009 yılında, Almanya özel sektörünün inisiyatifiyle 2050 yılına kadar Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde kurulacak bir seri güneş ve rüzgar enerjisi çiftlikleri yoluyla Avrupa’nın elektriğinin %20’sinin üretilmesi hedefiyle oluşturulmuştur.

11 Mart 2020 tarihinde Green European journal’da yayımlanmıştır.

https://www.greeneuropeanjournal.eu/a-green-deal-for-a-geopolitical-age/ sayfasından indirilmiştir.

BU YAZI, YEŞİL AVRUPA VAKFI’NIN DESTEĞİ İLE YEŞİL DÜŞÜNCE DERNEĞİ VE YEŞİL SİYASET DERGİSİ ORTAKLIĞIYLA YAYIMLANMIŞTIR.

BU YAZI, AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN YEŞİL AVRUPA VAKFI’NA SAĞLADIĞI FİNANSAL DESTEK İLE ÇEVRİLMİŞTİR. AVRUPA PARLAMENTOSU, YAYININ İÇERİĞİNDEN SORUMLU DEĞİLDİR.

Görsel tasarım: Olcay Özkaplan

Önceki İçerikİyi Bir Yaşam İçin Temel Ekonomi
Sonraki İçerikAvrupa’da ve Türkiye’de Genç Yeşiller