Yazan: Roderick Kefferpütz [1]

Çeviren: Ali Serdar Gültekin

Yeşillerin yükselişi, Alman siyasetinin büyük hikayesidir. Bir zamanlar daha küçük bir güç iken, parti şimdi, ilerici alana liderlik ediyor ve 2021’de yapılması planlanan seçimlerle bir sonraki federal hükümetin başına geçmeyi hedefliyor. Roderick Kefferputz, Yeşillerin son zamanlardaki başarısında iklim meselesinin herkesçe tanınmasının, etkin parti yönetiminin, ve en önemlisi, partinin günümüz toplumuna hitap edebilen ileriye dönük bir vizyon geliştirmesinin izlerini sürerek, kazandıkları ivmenin nedenlerini analiz ediyor.

“Yeşil yeni siyahtır.” Foreign Policy Dergisi’nin Alman Yeşillerinin 2011’deki başarısını haber yapmak için attığı manşet buydu. Parti o zamanlar tarihi bir yükseliş yaşıyordu. Anketler bunu yüzde 28 gösteriyordu. Alman basını ona yeni halkın partisi (“die neue Volkspartei”) adını verdi ve ulema takımı, 2013 seçimlerinde bir Yeşil şansölye adayına ihtiyaç duyulduğunu savundu.

Ancak tantana kısa ömürlü oldu. Altı ay sonra, Yeşillerin anket başarısı yarı yarıya düşerek yüzde 14’e indi. 2013 federal seçimleri sırasında, Yeşiller hayal kırıklığı yaratan yüzde 8,4’lük bir oranla tek hanelere geri döndüler. Sonraki yıllarda destek benzer seviyelerde kaldı ve parti 2017 federal seçimlerinde yüzde 8,9 aldı.Şimdi gelgit tekrar döndü. Bu yılki Avrupa seçimlerini vuran Yeşil dalga, Alman siyasetini sarstı. Yeşiller yüzde 20,5 oyla Sosyal Demokratları (SPD) geride bırakarak Hristiyan Demokratların (CDU) arkasındaki en güçlü ikinci parti oldu. Avrupa Parlamentosu’nda, Almanya’nın 21 Yeşil Milletvekili, artık en büyük ulusal parti delegasyonlarından birini oluşturuyor.

Bu seçim zaferinden bu yana Yeşillere destek artmaya devam etti. Almanya’daki yeşil üye sayısı tarihi bir zirve olan 90.000’e ulaştı ve Yeşiller, doğu Almanya’nın Brandenburg ve Saksonya eyaletlerinde yapılan son bölgesel seçimlerde şimdiye kadarki en iyi sonuçlarını aldı. Yeşiller ve Muhafazakarlar başa baş. Haziran 2019’da anketlerde yüzde 27 ile Yeşiller önde gelirken, onu yüzde 25 ile CDU izledi. Rakamlar son zamanlarda tersine dönmüş olsa da, Yeşiller güçlü kalmaya devam ediyor ve ilerici kampın liderleri olarak Sosyal Demokratların yerini aldılar.

İşlerin bu yeni gidişatı birçok soruyu akla getiriyor. Bu yörünge ne kadar sürdürülebilir? Bu basitçe 2011’in yeniden canlanması mı yoksa siyasi manzarada kökten bir temel kayması mı görüyoruz? Bu sarsıntının arkasındaki itici güçler neler? Ve bu kayma, Yeşillerin gücü kadar mı, yoksa diğer partilerin zayıflığı kadar mı?

Yeşil dalganın anatomisi

Alman Yeşillerine verilen destekteki artış, 2017 federal seçimlerinden kısa bir süre sonra başladı. Aşırı sağcı AfD partisi (yüzde 12,6’lık oy oranıyla endişe verici derecede yüksek bir başarıya sahipti) koalisyon görüşmelerinden dışlandığından, aritmetik olarak yalnızca iki iktidar grubu mümkündü: Muhafazakarlar ile çok azalmış olan Sosyal Demokratlar arasında hala bir başka büyük koalisyon ya da Muhafazakarları, Liberalleri ve Yeşilleri bir araya getirecek olan Jamaika bayrağının renklerinden adını alan Jamaika koalisyonu. Tarihsel olarak kötü bir sonuçtan muzdarip (seçimlerde yüzde 20,5 oy alırken, en parlak zamanlarındaki yüzde 40’ın üzerindeki yüksek oy oranıyla karşılaştırıldığında) Sosyal Demokratlar, Alman Federal Meclisi’nde muhalefete liderlik etme niyetini hemen açıkladı ve masada Jamaika koalisyon görüşmeleri dışında başka seçenek bırakmadı..

Bu görüşmeler Yeşiller için bir dönüm noktasıydı. Birincisi, partiyi bir araya getirdi. Partinin üyelerini ve geniş siyasi seçmen yelpazesini başarıyla temsil eden 14 Yeşil politikacıdan oluşan bir müzakere ekibi oluşturuldu. İkincisi, Yeşiller müzakerelere pragmatik, makul bir yaklaşım benimsedi; bu da çekiciliğini artırdı. Programları için çok mücadele ettiler ama gerektiğinde taviz vermeye de hazırdılar.[2] Bu [yaklaşım], koalisyon müzakerelerinden aniden çekildikleri için çok eleştiri alan Liberallerle taban tabana zıttı.

Bu olaylar zinciri yeni bir dinamiği ateşledi. Sıradan insanlar, Yeşillerin; düzen karşıtı başlangıçlarından, sorumlu bir siyasi aktör olmaya çok yol kat ettiklerini fark etmeye başladılar. Alman Yeşilleri de [ülkeyi] yönetebileceklerini gösterdiler. Bu makalenin yazıldığı sırada Yeşiller, dokuz eyalet bölgesinde koalisyondalar.  Yeşiller’in küçük ortak olarak katıldığı CDU ile önde gelen hükümet partisi olduğu yeşil-siyah Baden-Württemberg’de, kırmızı-kırmızı-yeşil, siyah-kırmızı-yeşil, kırmızı-sarı-yeşil ve siyah-sarı-yeşil, siyah-yeşil, kırmızı-yeşile kadar değişen koalisyonlarda hükümette bulunuyorlar.

“Sıradan insanlar, Yeşillerin, düzen karşıtı başlangıçlarından, sorumlu bir siyasi aktör olmaya çok yol kat ettiklerini fark etmeye başladılar.”

Bu yeni dinamik, partinin iç yapısındaki değişiklikle devam etti. Robert Habeck ve Annalena Baerbock yeni liderler olarak seçildi. Her ikisi de deneyimli, karizmatik politikacılar; ancak federal sahnede yeniler ve daha genç, daha modern bir nesli temsil ediyorlar.

Her iki başkan da, parti içindeki Fundi (“solcu/eko-sosyalist”) ve Realo (“pragmatik gerçekçi”) kanatları arasındaki geleneksel yarılmayı aşmak için çaba sarf etti. Her bir parti eş başkanının ya Fundis’i veya Realos’u temsil etmesi ve kendi ofislerini yönetmesi şeklindeki ofis yapılarının duplikasyonuna son verdiler ve bunun yerine kaynakları, bir dizi politika danışmanını işe alarak partinin düşünce kuruluşu kapasitesini güçlendirmek için kullandılar. Bu, liderliğin entelektüel ve politik yeteneklerini güçlendirdi. Ve bunu, sosyal güvenlik gibi konularda Alman kamu söylemini etkileyen yeni politika belgeleri yayınlayarak, iyi bir etki için kullandılar.

Kamusal söylem ve medyadaki değişim de Yeşiller lehine çalıştı. Sürdürülebilirlik konuları büyük haber haline geldi. Geçtiğimiz aylarda, karbon vergisi tartışmalarından Brezilya’daki orman yangınlarına kadar iklim değişikliği, büyük ölçüde Fridays for Future iklim protestocuları sayesinde manşetlere konu oldu. Bir dizi anket ve araştırmada, yanıt verenlerin yüzde 40’ından fazlası, iklim değişikliğinin göçün yerini alan, zamanımızın en acil sorunu olduğunu yanıtladı.

Siyasi manzaranın yeniden yapılandırılması

Alman Yeşiller Partisi şans eseri bir durumdan en iyi şekilde yararlandı. Ancak Almanya’daki yeni siyasi gelişmeler bundan çok daha derine iniyor. Siyasi manzara köklü bir yeniden yapılanmanın pençesinde. Diğer AB ülkeleri için bu yeni bir şey değil. Yeni partilerin ortaya çıkması ve statükoya meydan okumasıyla birlikte eski, yerleşik partiler yavaş yavaş desteğini kaybediyor. Örneğin Fransa’da, 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip Parti Socialiste’nin konu dışı kalmaya sürüklenmesiyle geleneksel denge alt üst olurken, İtalya’da 2009’da kurulan Beş Yıldız Hareketi 2018 seçiminde İtalyan Parlamentosu’nun en büyük partisi oldu.

Almanya da benzer bir eğilim gördü; sadece daha yavaş gelişti. 1970’lerde Volksparteien – yani CDU ve SPD – birlikte oyların yüzde 90’ını alacaktı. Federal Meclis’te sadece üç parti temsil edildi. 2019’a hızlı sarın ve Federal Meclis’teki siyasi partilerin sayısının ikiye katlanarak altıya çıkmasıyla payları yaklaşık yüzde 40’a düştü.

Volksparteien’in seçmenlerin büyük bir bölümü üzerinde sahip olduğu bağlayıcı güç giderek önemini kaybetti.[3] Volksparteien artık Volk’u temsil edemez; çünkü Volk artık 1970’lerde ve 1980’lerde olduğu gibi değil. 20. yüzyıl, kitlesel üretim ve tüketimin, kitlesel partilerin ve siyasetin tanımladığı kitle çağıydı. Ancak 21. yüzyıl bireysel çağdır. Toplum bireyselleşti ve daha çeşitli hale geldi. Dr Reckwitz’in The Society of Singularities’de (Die Gesellschaft der Singularitäten) vurguladığı gibi, “geç modernite bireyseli yüceltir.”

“Gelecek, ayrılıklar arasında köprü kuran ve çelişkileri çözen bir siyasetindir.”

Alman sosyolog Armin Nassehi’nin belirttiği gibi, klasik Volksparteien iki kamptan birini temsil ediyordu: “Sermaye ve emek; Hıristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar. Bu istikrarlı bir ayrımdı. Bugün artık bunun üzerine bir Volkspartei inşa edemezsiniz.” Toplum içindeki çıkarlar, konumlar ve görüşler farklılaştıkça, Volksparteien genişleyen bir yelpazeyi kapsamak için mücadele ediyor.

CDU ve SPD, toplumu saran dönüşümü anlamakta başarısız oldu. Sonuç olarak, toplumun farklı akımlarını bir araya getiren, bireylere hitap eden ve onları bir kolektif haline getiren bir anlatıyı dile getiremediler. Robert Habeck, 2017’de Green European Journal’a verdiği bir röportajda bu zorluktan bahsetmişti. “Siyaset geride kalıyor… insanların hayatlarında uzun süredir sahip oldukları bireyselleşme derecesini tersine çevirmeye çalışmayan, ancak onu kolektivitenin yeni bir biçimine getirirken, onu kabul eden bir dil, bir siyaset biçimi bulmalıyız. ” CDU ve SPD bu gelecek vizyonundan yoksun ve iç çatışmaya saplanmış durumda. SPD hala, 2003’te geçirdiği ve insanların işsizlik maaşı talep etmesini zorlaştıran Hartz IV sosyal reformlarıyla boğuşuyor; ve CDU göç konusunda bölünmüş durumda.

İkili mantıktan tamamlayıcı siyasi mantığa

Daha önceki iki büyükler keza, kendilerini karşıt olarak tanımlama eğilimleri nedeniyle yollarını kaybettiler. Hükümette birlikte olmanın istisnadan ziyade norm olduğu (2005-2009, 2013-2017 ve 2017 sonrası) [dönemlerde], bir ikili sistemi, kavramsal olarak emeğe karşı sermayeyi, ayakta tutmak zordur. Bu partilerin başına korkunç bir şey geldi – klasik düşmanlarından mahrum kaldılar.[4]

21. yüzyılda kendilerini ikili bir mantığa göre tanımlayan partilere yer olup olmadığı kesinlikle sorgulanabilir. 21. yüzyıl ‘bireysel çağ’ ise, doğru yaklaşım kendini bir şeye karşıt olarak tanımlayan ikili bir mantık değil, farklılıkları birleştiren tamamlayıcı bir mantıktır. Böyle bir mantık, bireyler ve çıkar grupları arasında -gençler ve yaşlılar arasında, kentsel ve kırsal çıkarlar arasında, göçmenler ve göçmen olmayanlar arasında, toplumsal değişiklikleri memnuniyetle karşılayanlar ile temkinli olanlar arasında, ekonomi ve ekolojinin çıkarları arasında- köprüler kurar. Gelecek, ayrılıklar arasında köprü kuran ve çelişkileri çözen bir siyasetindir.

Bir kuantum partisi

Alman Yeşilleri bunu anladı ve böyle bir yaklaşım izlemeye başladı. Ekonomik ve çevresel çıkarlar arasında nasıl köprü kurulacağını tartışmak üzere Almanya’nın en iyi CEO’larını içeren bir ekonomik danışma konseyi kurdular. Göç ve mülteci politikası söz konusu olduğunda, partinin anahtar sözcükleri ‘insanlık’ ve ‘düzen’ – savaşın vurduğu bölgelerden mültecileri almak için ‘insanlık’ ve gerekli kriterleri karşılamayanları geri göndermek için ‘düzen’ ve daha ziyade ekonomik göçmenlerdir. Ekonomi politikası alanında, kamu borcunun sınırlandırılmasını destekledikleri, ama aynı zamanda daha fazla yatırıma olanak sağlamak için Alman borç freninde reform yapmak istedikleri bir tutum belgesi yayınlayarak, tasarruf ve yatırım arasındaki uçurumu kapatmaya çalıştılar.

Annalena Baerbock ve Robert Habeck, bu yeni Yeşil yaklaşımı “radikal gerçekçilik” olarak adlandırdı. Fütürolog Daniel Dettling benzer şekilde Alman Yeşillerini yeni bir Volkspartei türü, zıtlıkları bir araya getiren bir gelecek partisi (Zukunftspartei) olarak tanımladı: çeşitlilik ve vatan, güvenlik ve özgürlük, ekonomi ve ekoloji. Bu bağlamda Yeşiller bir tür kuantum partisine dönüşüyor. Geleneksel bilgisayarlar, yalnızca 0 veya 1 olabilen ikili basamakları depolar ve hesaplarken, kuantum bilgisayarlar, her ikisinin de süperpozisyonunda olabilen kuantum bitleri, kübitler üzerinde çalışır. Sol eğilimli die Tageszeitung Gazetesinde ünlü bir gazeteci olan Peter Unfried, benzer şekilde, Alman Yeşillerinin “azınlıklar için bir parti olmaktan… büyük resmin bir partisine” nasıl dönüştüğünü tartıştı. [5]

“Toplum böyle bir dengeleyici yaklaşıma hazır mı; yoksa Yeşiller herkesi mutsuz mu edecek?”

Alman Yeşilleri de farklı siyasi gruplara hitap etmede başarılı oldular. Robert Habeck birçok sol eğilimli seçmene hitap ederken, yeni bir tür muhafazakarlığı savunan Baden-Württemberg’in Yeşiller Bakanı-Başkanı Winfried Kretschmann daha muhafazakar seçmenlere hitap ediyor. Farklı siyasi kampların Yeşil mesaja ilgi duyması, çevreciliğin ne kadar kendi fikir sistemi haline geldiğini vurguluyor. Bu bağlamda, Reinhard Olschanski’nin altını çizdiği gibi, Yeşiller artık liberalizm, muhafazakarlık ve sosyalizmden sonra modernitenin dördüncü siyasi fikri olan çevreciliği temsil ediyor.

Ancak değişen sadece Yeşiller değil, toplum da değişti. Sürdürülebilirlik konularında farkındalık arttıkça her iki taraf da birbirine yakınlaştı. Yeşiller genellikle ana akım topluma muhalif olarak tasvir edilirken, giderek birbirlerine benzemeye başladılar. Alman Yeşilleri daha fazla ana akım haline geldi ve ana akım daha Yeşil hale geldi. Peter Unfried, Yeşiller’in nasıl “sıradan insanların oy verebileceği” bir parti haline geldiğini belirtirken, Robert Habeck “Yeşil yeni normaldir” diyor.

Bu bağlamda Yeşiller, diğer partilere göre zamanın ruhunu çok daha fazla kullanıyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, en büyük seçmen grubu genç nesillerden geliyor. 2019 Avrupa seçimlerinde 25 yaş altı yaş grubunun yüzde 34’ü Alman Yeşillerine oy verdi. Nitekim 60’lı yaşların altındakiler arasında diğer partilere göre en yüksek oyu Yeşiller aldı.

Önümüzdeki zorluklar

Alman siyasetindeki mevcut çalkantının ve buna eşlik eden “Yeşil tantananın (hipin)” geçici bir fenomen olması pek olası görünmüyor. Aksine, Yeşiller, bir belirsizlik döneminde çok ihtiyaç duyulan bir yön veriyor gibi görünüyor. İlerici kampın liderliğini üstlendiler ve artık değişimin sorumlu temsilcileri olarak addediliyorlar – bu da beraberinde sorumluluk ve yeni zorluklar getiriyor.

Alman Yeşilleri, ayrışmalar arasında köprü kurmaya ve çelişkileri çözmeye çalışan tamamlayıcı bir siyasi mantık izleyerek, benzersiz bir pozisyon alıyor. Soru şu: Bu yaklaşımı sürdürebilecekler mi ve bu başarılı olacak mı, yoksa Yeşiller istemeden bir çok çelişkiye dahil olup,  darbe mi yiyecek? Toplum böyle bir dengeleyici yaklaşıma hazır mı; yoksa Yeşiller herkesi mutsuz mu edecek? Bu tamamlayıcı siyasi mantığa hangi politikalar uygun? Genel bir politik yaklaşım geliştirmek, insanların çıkarlarını etkileyen politika tavsiyeleri yapmaktan daha kolaydır.

Bu son nokta, özellikle yaklaşan 2021 federal seçimleriyle ilgili. Yeşiller hükümete girerse, beklentiler inanılmaz derecede yüksek olacak. Ortakların ilerici değişimi engelleyebileceği bir koalisyonda bunları karşılamak zor olabilir. Bu, bazı Yeşil seçmenlerin sonunda partinin rengini çok fazla kaybedip kaybetmediğini sorabilecekleri bir duruma yol açabilir.

Siyasi değişim aynı zamanda siyasi partilerin işbirliği yapma şeklini de etkiler. Eskiden net bir sağ-sol ayrımı vardı: CDU/CSU Liberallerle, SPD ise Yeşillerle çoğunluk oluşturmaya çalışacaktı. Ancak bu ikili sistem artık çalışmıyor. Almanya pekala, Jamaika (CDU/CSU, Yeşiller ve Liberaller) veya Kenya (CDU/CSU, Yeşiller ve SPD) gibi benzer oy oranlarına sahip bir dizi orta ölçekli partinin yeni koalisyon biçimlerini gerektireceği bir aşamaya giriyor olabilir. Alman siyasi sisteminin, farklı yönetim koalisyonlarının norm haline geldiği “Hollandalaştırılmasına” tanık olabiliriz.

Böyle bir ortamda tarafların yeni düşüncelere, yaklaşımlara ve ortaklara açık olması icap edecektir. Bu, köprüler kurmayı, uzlaşmayı ve sorumluluğu gerektirecektir – halen Alman Yeşillerinin bünyesinde barındırdığı yaklaşımın ta kendisi.

DİPNOTLAR

[1] Roderick Kefferpütz, Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nde (MERICS) kıdemli analist ve serbest çalışan bir stratejist ve yazardır. Bundan önce, Baden-Württemberg Eyalet Bakanlığı’nda politika ve stratejiden sorumlu birim başkan yardımcısı olarak Almanya’nın tek Yeşil liderliğindeki bölgesel hükümetinde çalıştı. Daha önce MEP Reinhard Bütikofer’in ofis başkanıydı.

[2] Örneğin Yeşiller, 2030 yılına kadar Almanya’da içten yanmalı motorlu araba satışını yasaklama hedefinden vazgeçmeye istekliydi.

[3] Alman siyaset biliminde, “Volksparteien” (halk partileri) terimi, ilke olarak, tüm sosyal katmanlardan ve kuşaklardan ve farklı dünya görüşlerinden üyelere (ve seçmenlere) açık olan siyasi partileri ifade etmek için kullanılır.

[4] Sovyet dış politikasının önde gelen isimlerinden Georgi Arbatov’un 1988’de Sovyet-ABD ilişkilerinin durumunu anlatırken yaptığı bir alıntıyı başka kelimelerle ifade ederek: “Size korkunç bir şey yapacağız. Seni bir düşmandan mahrum edeceğiz.”

[5] Peter Unfried. Nassehi, Armin ve Felixberger, Peter’da “Das große Missverständnis”. Kursbuch 197: Das Grün. 02 Mart 2019.

Bu yazı, İngilizce olarak 25 Ekim 2019 tarihinde, Green European Journal’da yayınlanmıştır.

https://www.greeneuropeanjournal.eu/green-is-the-new-normal-in-german/ adresinden indirilmiştir.

Görsel tasarım: Olcay Özkaplan