Yazan: Jamie Kendrick [1]

Çeviren: Gizem Kastamonulu

Hong Kong’da özgürlüklere yönelik baskılar, aşırı sağ milislerin ABD Kongre Binası’na saldırması, Fransız generallerin açıkça iç savaştan bahsetmesi: dünya çapında demokrasinin hayati işaretleri iyi görünmüyor. Birçok ülkede halkın demokrasiye olan inancı azalmakta. Demokrasiyle ilgili memnuniyetsizlik, 1990’ların başından bu yana, özellikle de 2008 mali krizin ardından küresel olarak artıyor. (1)  İster demokrasinin bütünlüğüne yönelik saldırılarla, isterse yalnızca seçim sistemlerindeki çarpıklıklarla ilgili olsun, demokrasi ve onun düzenleyici ilkeleri, sürekli koruma, bakım ve onarım gerektirmekte.

Son yıllarda küresel olarak artan popülist eğilimler, bir “demokrasi krizi”ne dair birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bu durumun, mali krizi yakından takip etmesi de, eşitsizliğin ve ekonomik gerilemenin, hikayenin esas kısımları olduğunu gösteriyor. Ancak sorunun kökleri daha da geriye gidiyor ve ekonomi her şeyi açıklamaya yetmiyor. Toplumlar giderek daha merkezi bir savaş alanı haline gelen kültürle birlikte değişiyor ve teknoloji nasıl yaşadığımızı, çalıştığımızı ve iletişim kurduğumuzu yeniden şekillendiriyor. Pandemi ile birlikte, medya ekosisteminden topluluk toplantılarına kadar her şey istikrarlı bir şekilde yön değiştirerek çevrimiçi hale geldi. Bu faktörler hep birlikte demokrasilerin nasıl işlediğini ve işlemediğini etkilemekte.

Yerleşik demokrasilerde daha iyi temsil ve demokratik hak taleplerindeki ani artış siyasi sistemlerimizin mükemmel olmaktan ne kadar uzak olduğuna dair düşünmemizi gerektiriyor. Sarı Yelekliler (les gilets jaunes ) protestoları, uzaktan yapılan büyükşehir siyasetini, iklim politikalarını belirlerken kırsal kasabaların ve banliyölerin gerçeklerini dikkate almaya zorlamakla ilgiliydi. Siyah Hayatlar Değerlidir (Black Lives Matter) hareketi, kanun önünde eşit muamele görmenin yanı sıra süregelen adaletsizlikleri alaşağı etmek gibi temel haklara dairdi. Siyasetin kimi, neyi ve nasıl temsil ettiği, haklı olarak, tartışmaya açıktır. Küresel iklim hareketinin 2019’da sokaklara inmesine yol açan şey, seçmen olmayan birinin (o zamanlar 15 yaşında olan Greta Thunberg’in) İsveç Parlamentosu’nun önünde kendi kuşağının çıkarlarının ciddiye alınmasını talep etmesiydi. Ancak Türkiye, Polonya, Macaristan ve diğer birçok ülkenin deneyimleri bize açık ve net uyarılar sunuyor. Eğer demokrasinin işlemediğinin farkına varıldıysa, onu düzeltmenin de giderek daha az demokratik yolu kalmış demektir.

“Gelecek kuşakları temsil etmekten, müştereklerin kurtarılmasına kadar, yeşil siyaset demokrasiyi daha da ileriye taşır.’’

Bu nedenle demokratlar, sahip olduklarımızı korumanın yanı sıra demokrasiyi ve temsili tüm insanları anlamlı ve eşit bir şekilde içermek üzere derinleştirmenin ikili zorluğuyla karşı karşıyadır. Bazı ülkelerde, ilki daha acildir, ancak ikisi her zaman birbiriyle bağlantılıdır. Bu ikili görev, her zaman yeşil siyasi projenin merkezinde yer almıştır. Temelinde demokratik ilkeler olan Yeşiller, her yerde açık bir şekilde insan haklarını savunur ve yeşil siyasetin taze ve genellikle kadın yüzü, sağcı otoritarizme karşı muhalefetin ön saflarında yer alır. Ancak bundan daha fazlası, gelecek kuşakları temsil etmekten müştereklerin kurtarılmasına kadar, yeşil siyaset, demokrasiyi daha da ileriye taşır ve kurumlarımızı temellendirecek yeni bir eksen sağlar.

Yeşiller demokrasinin geleceği konusundaki mücadeleye ne getirebilir? Birincisi, eşit temsil, aktif vatandaşlık ve katılım yoluyla siyaset yapmanın kurulu yöntemlerine meydan okumak için yaratıcılık ve isteklilik. Temsili demokrasinin başarısı, temsil edebilirliğine bağlıdır.  Bu nedenle, siyasette gerçek çeşitliliği ve katılımı garanti etmek, siyasi kurumlar ve genel olarak toplum arasında var olan uçuruma köprü kurmanın merkezinde yer alır. Yurttaş meclislerindeki deneyler ve dünya çapında mantar gibi çoğalan diğer yenilikler, cevabın sadece bir kısmını oluşturur. Uzun süredir Yeşiller tarafından desteklenen bu yenilikler, siyaseti yeniden canlandırmanın yollarını vadeder ve kenarda kalmış bakış açılarını ve çıkarları içermeye çalışır. Ancak eleştirmenlerin belirttiği gibi, bunlar uygulanamaz egzersizler. Giderek daha etkili olan Yeşil partiler, temsili demokrasiyi (partiler olarak rollerini) tamamen gözden çıkaramaz. Tek başına bu yenilikler, demokrasinin giderek artan alternatif ve dışlayıcı versiyonunu savuşturmak için yeterli olmayacaktır.

İkincisi, Yeşiller, tüm toplumun etrafında toplanabileceği yeni bir kamu yararı tanımı yapmada çok önemli bir role sahiptir. Her şeyden önce demokrasi, geleceğini belirleyen bir toplumun hikayesidir. Avrupa’da genel oy hakkı, emek ve kadın hareketlerinin ve demokratik hareketlerin (her zaman ortaklaşa olmasa da) ortak başarısı olmuştur. Ancak, 20. yüzyıl sosyal demokrasisinin başarıları, şu anda zorunlu olarak gerilemede olan fosil ekonomisine bağlıydı. Ekolojik kriz, 21. yüzyılda refahın koşullarını yeniden tanımlarken, sürdürülebilir ve sosyal olarak adil bir geleceğin ilerici vizyonuna öncülük ederek demokrasiyi korumak, yeşil harekete bağlı hale geldi. Sosyal demokrat ve neoliberal öncüllerinden farklı olarak Yeşiller hem her türlü siyasi topluluğun bağlı olduğu sosyal dokuyu restore etmeyi hem de insanların bireyler olarak gelişmesine izin vermeyi vaat ediyorlar.

’’sürdürülebilir ve sosyal olarak adil bir geleceğin ilerici vizyonuna öncülük ederek demokrasiyi korumak, yeşil harekete bağlıdır.’’

Üçüncüsü, Avrupa Birliği’nde daha fazla demokrasiye duyulan ihtiyaç göz ardı edilemez. AB’nin eylemleri, halk oylamalarının ve mahkeme kararlarının düzenli olarak gösterdiği gibi, genellikle demokratik ve anayasal olarak endişe verici. Sonuç olarak, başarıları kırılgan ve çıkmaza girmesi asla uzak bir ihtimal değil. Avrupa demokrasisi ancak, yavaş da olsa karar vermede artan şeffaflık, temsil düzeyi yüksek AB düzeyinde daha temsili bir siyaset ve Avrupa medyası ve sivil topluma daha fazla destek yoluyla inşa edilebilir. Federalist vizyonlar geri çekilirken, gerçekten ulus-ötesi demokratik siyaset biçimleri inşa etmek için en umut verici yollar, Avrupa’daki farklı siyasi erk seviyeleri arasındaki bağlantıların güçlendirilmesinde bulunabilir.

Bahisler yüksek, ancak umut için hâlâ bir zeminimiz var. Demokrasi bir son nokta değildir; aksaklıklara dayanıklı ve esnektir. Nasıl geliştiği önemlidir ve onu yönlendiren güçlere bağlıdır. Yeşiller ve ilericiler için, özgürlük, eşitlik ve kapsayıcılık üzerine kurulu geniş kapsamlı, pozitif bir demokrasi ve temsil vizyonu ortaya koymak için daha iyi bir zaman olamaz. Batıda toplum ve doğa ilişkisini siyasallaştıran hareket olarak yeşil siyaset, demokrasinin sadece savunulmasında değil, yeniden icat edilmesinde de ön planda olmalıdır.

KAYNAKLAR:

(1) Roberto Stefan Foa ve diğerleri (2020). The Global Satisfaction with Democracy Report 2020, Cambridge, United Kingdom: Centre for the Future of Democracy.

DİPNOTLAR:

[1] Jamie Kendrick, Green European Journal’ın baş editörüdür.

Bu yazının aslı, İngilizce olarak 26 Mayıs 2021’de Green European Journal’da yayımlanmıştır.

https://www.greeneuropeanjournal.eu/turning-the-tide/ adresinden indirilmiştir.

BU YAZI, AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN YEŞİL AVRUPA VAKFI’NA SAĞLADIĞI FİNANSAL DESTEK İLE ÇEVRİLMİŞTİR. AVRUPA PARLAMENTOSU, YAYININ İÇERİĞİNDEN SORUMLU DEĞİLDİR.

GÖRSEL TASARIM: Olcay Özkaplan

Önceki İçerikModernitenin Ardından: Ulus Devletin Ötesinde Vatandaşlık
Sonraki İçerikUzak Değil: Demokrasinin Gölgesi Olarak Popülizm